|
Kaydol
Okunma: 2308
Atatürk Siperde Nasıl Dururdu? PDF Yazdır E-posta

Başbakan Erdoğan, Kanada ziyareti öncesinde (25 Haziran 2010) Şemdinli’de mevzide çekilen ÇÖMELME fotoğrafının eleştirildiğinin hatırlatılması üzerine, “Bir ara dili olan konuşuyordu. Şimdi eline kalem alan yazıyor. Bunları yine kendi meslektaşlarından gerekli cevapları görüyorlar. 'Atatürk gibi ayakta durmak' falan, tarihi de bilmiyorlar. Aç biraz tarih oku! Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün siper arkasından nasıl durduğunun resimlerini gör! Sağ olsun bazı köşe yazarları köşelerine bu fotoğrafları koyarak yanıt verdi" diye konuştu.

Geçtiğimiz hafta Meclis Grup Konuşması’nda OHAL’i biz kaldırdık diye esip gürleyen Başbakan bugün de Atatürk’ün, tıpkı kendisi gibi siperde çömeldiğini ima etti. Ancak hem OHAL konusunda söyledikleri hem de Atatürk konusunda söyledikleri baştan sona yanlıştı. Çünkü OHAL’i AKP değil bir önceki koalisyon hükümeti kaldırmıştı... Atatürk ise siperde hiçbir zaman Başbakan Erdoğan gibi çömelerek oturmamıştı. OHAL konusunda “danışmanlarınca” yanıltılan Erdoğan, Atatürk konusunda ise yandaş medya tarafından yanıltıldı.

“Aç biraz tarih oku...” diyen Erdoğan’ın herkesten önce kendisinin tarih okuması gerekiyor.... “Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün siper arkasından nasıl durduğunun resimlerini gör!” diyerek kendini Atatürk’le kıyaslayan Başbakan Erdoğan’a Atatürk’ün siperde nasıl durduğunu anlatalım...

İNGİLİZLER ONA “EFSUNLU KEMAL” DERLERDİ

Mustafa Kemal, Çanakkale’de olağanüstü bir cesaret ve inançla mücadele etmiştir. Askerlerini imkânsız hücumlara kaldırmış, kendisi en ön saflarda yer almış, bizzat sıcak çatışmaya girmiştir. Ancak ölümün kol gezdiği Gelibolu sırtlarında, sanki “gizli bir güç” onu korumuş gibidir.

H.C. Armstrong, Atatürk’e “ağır hakaretler” içerdiği için bir dönemler yasaklanan “Bozkurt” adlı eserinde, Çanakkale Savaşlarını anlatırken uzun uzun Mustafa Kemal’in kahramanlığı üzerinde durmuş ve satır aralarında ölümün adeta ondan uzak durduğunu ifade etmiştir. İşte “Atatürk düşmanı” Amstrong’a bile şapka çıkarttıran Atatürk’ün Çanakkale’deki büyük cesareti ve bu cesaretin Amstrong’un yasaklı kitabına yansıması:

“Bir keresinde yeni kazılmış bir siperin dışında oturuyordu. Bir İngiliz bataryası sipere ateş açtı. Toplar menzili buldukça, şarapneller gitgide daha yakına düşmeye başladı; vurulması matematiksel olarak kesindi. Kurmayları sipere girmesi için yalvarmaya başladılar.
‘Hayır’, dedi. Saklanmak adamlarım için kötü bir örnek olacaktır.’ İlgisiz ve soğukkanlı bir tavırla kurmaylarıyla konuşurken, bir sigara yakıp, gayet sakin onu içti. Bu arada aşağıda siperin güvenliği altında duran adamları, büyülenmiş gibi onu seyrediyorlardı. Düşman topları bir başka hedefe yöneldiler. patlayan şarapnellerin tozlarına bulanmış olsa da, Mustafa Kemal’e yine bir şey olmamıştı.”
“Bir başka olay da, Gelibolu’ya dönerken bir İngiliz uçağı, bindiği otomobili baştan aşağı taradı. Bombalar arabanın önünde ve arkasında ki yolda patladı, bir tanesi de ön cama çarpıp şoförü öldürdü. Fakat Mustafa Kemal’e hiçbir şey olmadı.”
“Zaman zaman eline bir tüfek alıp siperden dışarıya uzanıyor, Avustralya siperlerindeki belirli bir hedefe dikkatli ve telaşsız birkaç atış yapıyordu. Açık alanlarda adamlarına cesaret vermek için yavaş yavaş hareket ediyor, kısa menzilde bile, düşman avcıları onu vurmayı başaramıyorlardı.”
“Kesinlikle ve tümüyle hiçbir kurşunun ona rastlamayacağına inanmıştı. Bu inanç, ona olağanüstü bir korkusuzluk aşılamaktaydı.”
“Tekrar tekrar ateş altına girmekten geri durmuyordu. kendini hiç sakınmıyor; adamlarının karşı karşıya kaldığı tehlikeleri onlarla paylaşıyor, ama çevresindeki tüm adamlar öldüğü halde ona hiçbir şey olmuyordu.”
Ancak bir seferinde az kalsın ölüyordu!

“...Sabaha karşı 3.00’da Mustafa Kemal siperlerden çıktı, yürüyerek ilerledi. İngilizler ateş açtı. Bir kurşun saatini parçaladı; fakat kendisine gene bir şey olmadı. Yaralanmış olsaydı, hücum asla gerçekleşmeyecekti... Türklere zaferi kazandıran ve yarımada ile İstanbul’u kurtaran, eldeki bu bir avuç asker ile Mustafa Kemal’in olağanüstü kişiliği oldu.”

Çanakkale’de Mustafa Kemal’in yanında olanlar da Armstrong’u doğrularcasına Mustafa Kemal’in “korkusuzluğunu” ve “korunmuşluğunu” vurgulamaktadırlar.

KORKUSUZCA SAVAŞ HATTINA GİRERDİ
Cevat Abbas Gürer anılarında Mustafa Kemal’in korkusuzca ve fütursuzca ateş hattının içine kadar girip askerlerini idare ettiğini şöyle ifade etmektedir:
“...Conkbayırı’na akşam karanlıkta ulaşan Mustafa Kemal Sekizinci Fırka Kumandanı Bay Ali Rıza’yı ve yorulmak bilmeyen fırka arkadaşlarını gayrete getirmiş, sabaha kadar uyku uyumadan ve istirahat edilmeden, en küçük rütbeden en büyük kumandana kadar hummalı bir faaliyet neticesinde cüz’ü tamlarımız yenden seher vaktine kadar hazırlanmıştı.
Mustafa Kemal, tam bir gece olmayan zamana sığdırdığı bu baş döndürücü faaliyeti esnasında en ince en ufak ayrıntıyla ilgilenmiş, düşman siperlerine kadar bizzat yanaşmıştı. O kadar ki geceyi ekseriyetle, hasım avcı hatlarının yanı başında geçirmişti. Tarafların avcı hatları arasında yalnız 11 metrelik bir mesafe vardı.”

Yine Cevat Abbas’ın anılarından:

“Kumandanımız evvelce oturmamı belirttiği ve işaret ettiği yerde, bir metre kadar akasında oturuyordum. Tepemizde dönüp dolaşan 11 teyyarenin ara sıra üzerimize bıraktığı bombaların gadrine uğramayaşımzın sebeplerini zihnen araştırmakla meşgulüm. Ölüm yağdıran bu hava kartallarının zulmünden kurtulmak için kumandanım hiçbir tedbir almaya lüzum görmüyordu.”

Cevat Abbas, Mustafa Kemal’in Çanakkale’deki cesaretini, çalışkanlığını ve kahramanlığını şöyle gözlemlemiştir:
“Kumandanım, büyük dehası nispetinde ölçülemeyecek derecede fedakâr ve cesurdu. Ateş sahası dışındaki durumu ne ise, şiddetli ateşlerin ölüm yağdıran dehşetli sağanakları altında da onun vaziyeti aynı idi.
Gözle sayılamayacak ve akılları durduracak kadar insanların kat kat birbiri üzerine yığıldığı ateş hatlarında, siperler üzerinde ekseriyetle onu görürdük. En katı yürekleri bile zaafa uğratan kanlı manzaraları veya taarruz ya da muvaffak olan yakın düşmanın ilerlemesini devamlı olarak görmemek için, kumandanım durduğu veya oturduğu yerde arkasını düşmana çevirirdi. Fakat sık sık değiştirdiği vaziyeti ile bu hareketini tamamiyle örter, etrafındakilere katiyen hissettirmezdi.
Kurmay heyetinin ateş haricindeki mesaisini, lüzum gördükçe ön siperlerde, avcı hatlarında, mitralyöz yuvalarında, şiddetli ateş hattında da isterdi.”

Ali Canip Yöntem de anılarında, Cesaret Tepesi’nde Mustafa Kemal’in askerlerine kurşun yağmuru altında bando mızıka eşliğinde öğle yemeği yedirdiğini yazmaktadır:
“Biz Çanakkale’ye gittiğimiz zaman henüz Anafartalar Muharebeleri olmamıştı. Mustafa Kemal yarbaydı. Fakat ilk kahramanlığını gösteriş, Seddülbahir’in kuzeyinde ve Anafartaların güneyinde İnglizler’e ilk zapartayı atmış ve onları Arıburnu’nda dar bir yere mıhlamıştı.
Arıburnu’na geldik. Orayı gezerken birden bire İngilizlerin bir yaylım ateşi, yani bombardımanı ve aynı zamanda kulağımıza bir de mızıka sesi geldi.
Esat Paşa’ya sordum: ‘Paşam bu ne? Mızıka başladı. İngilizlerde de yaylım ateş!’
Cevap verdi:‘Dikkat edin bütün mermiler, şu üst tarafımızdaki Cesaret Tepesi’ne yöneliktir. Her gün öğle zamanı oldu mu, oranın Tümen Komutanı Mustafa Kemal, askerlerine bando ile yemek yedirir. Ve İngilizleri kıyıda dar bir yere mıhladığı için mızıka sesini duyan gemileri, Mustafa Kemal’e ateşle cevap veriler. Yemek bitince bando kesilir. İngilizlerde sırf hiddetlerinden açtıkları ateşe son veriler.”

ÜRKMEYENLERE DAHA AZ ZARAR VERİR
Mustafa Kemal, 1913’te kaleme aldığı “Zabit ile Kumandan Arasında Hasbıhal” adlı eserinde, “Muharebede yağan kurşun yağmuru, o yağmurdan ürkmeyenlere, ürkenden daha az zarar verir” demiştir. İki yıl sonra da 1915’te Çanakkale’de bu düşünce doğrultusunda, İngilizlerin gemilerinden karaya yağdırılan ve insanın ruh halini allak bullak eden top mermilerinin gürültüsüne askerlerini alıştırmak için onlara bando mızıka eşliğinde yemek yedirmiştir.
(Sinan Meydan, Atatürk İle Allah Arasında, 2. bs, İnkılap Kitabevi, s.212-216).

İşte gerçekler… İşte tarih….

Yıl 1915: Siperlerin 8-11 metre yakınlıkta olduğu Çanakkale Savaşı’nda askerlerine cesaret vermek için “ölümü hiçe sayarak” siperlerin önünde ayakta duran, veya askerleriyle birlikte kurşun yağmuru altında hücuma kalkan ya da askerlerine bando mızıka eşliğinde yemek yediren Mustafa Kemal Atatürk….

Yıl 2010: En üst güvenlik önlemleri altında, gazetecilerin ve televizyonların bulunduğu Şemdinli’de bir siperde ölümden fena halde korkarak siperlerin ardına çömelen Başbakan Erdoğan ve Genelkurmay Başkanı…

Tablo işte bu...

İşte Atatürk'ün siper fotoğrafı.... Çanakkale'de siperdeki durumuna bir örnek...

Atatürk'ün sağ üst köşedeki fotoğrafı öncelikle bir siper fotoğrafı değildir. O fotoda Atatürk Sakarya Savaşı öncesinde "bir dinlenme sırasında" hatları ve mevzileri kontrol ederken görüntülenmiştir.
Bu fotoyu kullanan yandaş medya siper kavramından da habersiz olduğunu gözler önüne sermiştir....Dahası bu medya Başbakan'ı fena halde yanıltmıştır... Siper nedir? Cephe hattı nedir? Önce birileri bu konularda Başbakan'a bir brifing vermelidir...

Sinan MEYDAN
Tarihçi-yazar
Odatv.com

27.06.2010

 

Kaynak : ODA TV

 

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Motorcular.com

mini2017kontrol0001881