|
Kaydol
Okunma: 1694
Büyük Yandaş Ödülü Perihan Mağden'e PDF Yazdır E-posta

Türkiye'de "yandaşlık" son zamanlarda öyle "iğrenç" bir hal aldı ki, AKP İktidarına ve Cemaate "yaranmak" isteyen, yazar, çizer, gazeteci, televizyoncu ve akademisyen tayfası adeta kendi kendilerine" ihanet ederek, ürettikleri eserleri hiçe sayarak, "akıllarına" ve "onurlarına" inat, halkın gözünün içine bakarak "geçmişi" ve "bugünü" çarpıtmaktadırlar. Yani, yandaşlar "tarihi" ve "günceli" tahrif ederek kendilerine parlak bir gelecek hazırlamanın hesaplarını yapmaktadırlar... Ancak bu yandaşlar, bu "parlak geleceğin" sadece MADDİ getirileri olan "insanlık onurunu ayaklar altına alan" kirli bir gelecek olduğunu ya görmemekte, ya da görmek istememektedirler.

Türkiye'de AKP iktidarıyla birlikte tavan yapan "yandaşlık", aslında en büyük zararı bizzat yandaşlara vermektedir. Çünkü yandaşlık, vicdanı, ahlakı, onuru, erdemi ve en önemlisi "aklı" devreden çıkarmayı ya da bütün bu değerlere aykırı hareket etmeyi getektirmektedir. Bu nedenle yandaşlık, herkesten çok yandaşlara zarar vermektedir.

Yaranma içgüdüsü içindeki "yandaş", bütün gerçekleri acımasızca eğip bükerek, yaranacağı odakların işine gelecek biçime sokma konusunda uzmanlaşmıştır...
Bir bakıma "yandaşın" gözü dönmüştür; çünkü yandaş için önemli olan "gerçeğe ulaşmak" değil, gerektiğinde "gerçeği altüst ederek" bir şekilde "hedefe ulaşmak", yani ne pahasına olursa olsun yaranmaktır.

Günümüz Türkiye "yandaşının" en temel değeri PARA'dır.... Nitekim, günümüz Türkiyesi'nin en ateşli "yandaşları" bir zamanlar Marksist olan şimdiki malum LİBERALLER (liboşlar) ve bir zamanlar Sağcı olan şimdiki malum DİNCİLER (yobazlar)dır. Bugün paraya para demeyen bu "liberallerin" ve "dincilerin" ortak paydasının AKP'ye AKP değirmenine su taşıyan cemaate yaranmak konusunda sınır tanımamak olduğu herkesce bilinmektedir.

Mehmet Altan, Cengiz Çandar, Yasemin Çongar, Emre Aköz, Altan Tan, Mehmet Metiner vb... isimlerden oluşan "yandaş tayfası", AKP'ye yaranmak için gece gündüz 24 saat yayın yapan TV'lerde, hergün TSK'ya ve Cumhuriyetçi güçlere saldıran gazete ve dergilerde seslerini yükselterek yandaşlığın "en nadide örneklerini" vermektedirler!

İşte bu yazıda, "o nadide" yandaşlık örneklerinden birini veren Yazar Perihan Mağden'den ve onun gerçekten de "sınırları zorlayan" son yandaşlık edebiyatından söz edeceğim!

DÖNME PSİKOLOJİSİ

Bilindiği gibi Perihan Mağden bir yazar; hatta bana soracak olursanız iyi de bir yazar!
Ancak, AKP'ye yaranma içgüdüsü içindeki Mağden, cemaatin Aksiyon Dergisi'ne verdiği röportajda (yandaşlık en büyük zararı bizzat yandaşa verir, ilkesini doğrulayarak) adeta bugüne kadar ürettiklerini inkar edercesine ve "aklına ihanet ederek" gerçekleri eğip bükmekten çekinmemiştir.

Mağden'in, röportajının içinde geçen şu sözleri, yandaşların klasik özelliği olan "dönme haline" tipik bir örnek olması bakımından çok önemlidir: "...Eskiden ben de çok romantiktim, çok solcuydum, çok Sovyetist’tim, herkese saydırıyordum; ama bilmem kaç yaşına gelince, sen de biliyorsun ki kazın ayağı öyle değil yani!"
Yani, eskiden "sosyalisttim, romantiktim, Sovyetisttim; ama şimdi AKPci ve Fethullahistim!" demek istiyor Sayın Mağden!

İşte, Perihan Mağden'in, 2010 Türkiyesi'nin çok sayıdaki "yandaşlık edebiyatı örnekleri" içinde çok özel bir yere sahip olacağını düşündüğüm roportajınının (28 Haziran 2010) özeti:

Bakın ne demiş Perihan Mağden:

1.Mağden, Mavi Marmara Olayı hakkında, "O geminin yola çıkmasından daha normal bir şey olamazdı. Uluslararası bir organizasyona, uluslararası sularda müdahaleye cüret edecekleri aklıma gelmezdi. Bunu, hiçbir şekilde provokatif bir hareket olarak görmedim." diyor.
Demek ki Mağden, sıradan bir vatandaşın bile rahatlıkla görebildiği bir gerçeği göremiyor! İsrail, Mavi Marmara Gemisi yola çıkmadan önce defalarca Türkiye'yi uyarmış, ama buna karşın AKP hiçbir önlem almadığı gibi AKP'nin borozanı TRT günlerce Mavi Marmara'dan kışkırtıcı yayınlar yapmıştı. Oysa ki Kızılay yıllardır, İsrail'den izin alarak Gazze'ye sessizce tonlarca insani yardım yapmıştı ve hala yapıyordu. Mağden'in de bildiği gibi bu yardım organizasyonu düpedüz bir provakasyondu. Bu provakasyonun arkasında da başındanberi AK'TİVİST'lere "gaz" veren AKP vardı! Ama yandaşlık insanın gözlerini kör etmeye dursun bir kere...

2. Mağden, ilk defa Tayyip Erdoğan döneminde Türkiye'nin "bağımsız bir duruş" sergilediğini belirtiyor: "Başbakanın Mavi Marmara’yı içten bir biçimde sahiplenmesini nasıl yorumladınız?" sorusuna, "Şahane buldum. İnanılmaz derecede iftihar ediyorum. İran’ın nükleer programı için, Türkiye’nin Brezilya ile birlikte arabuluculuğa soyunması da tüylerimi diken diken edecek kadar akılcı ve mükemmeldi. Rusya’yla vizelerin kaldırılması da… Bunlar çok çok önemli. Erdoğan’ın kendini onlarla aynı lige koyması inanılmaz akılcı bir şey. Diyor ki 'Kardeşim Batı’ysa Batı, Doğu’ysa Doğu. Ben aradaki bağımsız güç olmak için adımlarımı atacağım.' İlk defa böyle dik duruyoruz. Bu role çoktan namzet olmalıydık. Bunları ilk defa Erdoğan’la yapabiliyoruz." diyor.

Mağden, bol keseden atıyor... Anlaşılan zerre kadar da tarih bilmiyor. Mağden, Filistinli Müslümanlara bu kadar sahip çıkan Başbakan'ın 2003'ten beri ABD'nin Irak'ta Müslüman kanı dökmesine neden hiç ses çıkarmadığını unutuyor! Türkiye'nin Brezilya ile birlikte İran için arabulucu olamsını, "tüylerini dken diken edecek kadar akılcı ve mükemmel" bulurken, Türkiye'nin bu çıkışının ABD ve dünya tarafından "ciddiye alınmadığını" dahası kapılı kapılar ardına ABD ile başka şeylerin konuşulduğunu söylemekten kaçınıyor... Dahası Erdoğan'ın bu adımlarını "İlk defa böyle dik duruyoruz" diye abartmaktan çekinmiyor. Erdoğan'ın dış politkadaki "esip gürlemelerinin" iç kamuyunda miliyetçi-muhafazakarlara, dışarda ise BOP'a yönelik planlı çıkışlar olduğunu görmek istemiyor... Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğinde Ulusal Kurtuluş Savaşı veren bir ülkeyi, neredeyse bütün dış politikasını kapalı kapılar ardında ABD'yle birlikte belirleyen bir ülke haline getiren AKP hükümetini "ilk defa dik durmakla" onurlandırıyor.... Atatürk yedi düvele karşı dik durmadı mı? İnönü II. Dünya Savaşı sırasında İngiltre ve Almanya gibi ülkere karşı dik durmadı mı? Menderes, 1959'da ABD'ye karşı dik durup Rusya'ya yakınlaşmadı mı? Örnekleri çoğaltabiliriz.... Ne demek ilk kez Erdoğan dik durdu?

3. Mağden, gelişmeleri "doğru okuduğu" için AKP'yi desteklediğini belirterek şöyle diyor: "Saflaşma ve kutuplaşma varsa var. Bir safa ayrılacaksak ayrılalım. Bir avuç demokratsak, bu kadar flu bir AK Parti’ye destek vermek zorunda kalıyorsak, bu salaklığımızdan değil, doğru okuma yapma arzusundan kaynaklanıyor. Bu esnada kimi düşmanlıklar oluşacaksa oluşacak. Ben zaten mahkemem basıldığı andan itibaren düşmanlıklarımı başlattım. Tarafım ben. Sadece o çeteye karşı değil. Alırsın Silivri’ye olur biter. Ama bu ülkede bir Ergenekon zihniyeti, ideolojisi var. Ben onlara karşıyım. Ben zaten kamplaşmışım..."

Görüldüğü gibi Mağden, anlaşılan "saflaşmadan", "kutuplaşmadan" besleniyor.Bütün yandaşların yaptığı gibi hem hakim hem savcı rolüne soyunarak yargı süreci devam eden bir davada hükmü peşinen vererek Ergenekon'a tıpkı Başbakan gibi "Çete" diyor. Kendince mahkum ettiği Ergenekon zihniyetine yükleniyor. İşte bizim liberallerimizin demokratlığı: Demokrasiyi işlerine geldiği gibi kullanmak...

4. Mağden, TRT'de TSK'yı alabildiğince eleştirebilmesini örnek göstererek Türkiye'de "ifade özgürlüğünün" geliştiğini belirtiyor: "... ifade özgürlüğü açısından daha iyi bir yere gidiyoruz bence. Orduya yaptığım bu eleştirilerin, daha önce ne kadarını yapabilirdim? Geçen TRT’de bir programa katılmak için Ankara’ya gittim. Vallahi binadan çıktığımda beni alıp kapının önünden götürmeleri gerekirdi. Ben bunları TRT’de söyleyebiliyorsam, inan bana bu çok önemlidir. O söylediklerimi, hiçbir özel televizyon bana söyletmez!"

Mağden, halkın vergileriyle, işsiz insanların elektrik faturalarından kesintilerle ayakta duran ve Fehmi Koru gibi yandaşların 100 Bin TL maaş aldıkları TRT'de TSK'yı eleştirebilmiş olmasını, AKP yandaşlığı yapmış olmasını, "O söylediklerimi, hiçbir özel televizyon bana söyletmez!" diyerek "ifade özgürlüğü" diye adlandırabiliyor.Bu durum, Mağden'in ve AKP'ci liberalerin geldikleri noktayı gözler önüne sermesi bakımından çok önemlidir. TRT'de TSK'ya saldırmak "düşünce özgürlüğü" oluyor artık Türkiye'de...

5. Mağden, Kemal Kılıçdaroğlu'na medyanın "gaz verdiğini" belirterek medyanın Başbakan'ın sinirlerini bozduğunu ifade ediyor: "...Tansu Çiller’e verdikleri gazı şimdi Kemal Kılıçdaroğlu’na veriyorlar. İsmail Cem’e, Kemal Derviş’e, Hüsamettin Özkan’a da aynı gazı verdiler.Bence onların gerçek ufaklığı, kafa karışıklığı oluşturma. Medya bunu yapınca sinir bozucu bir savaş başlıyor. Başbakanın da sinirleri bozuluyor. O kadar acayip bir propaganda mekanizması var ki! Bahsettikleri ‘yandaş medya’ da kurulamıyor ki! ‘Yandaş medya’ dedikleri gazetelerin birçoğunda, kendi ekollerinden yetiştirdikleri insanlar çalışıyor. Bu ekiplerle medya o kadar kuşatılmış ki! Ama bana ‘yandaş’ dedikleri medya da çok zayıf geliyor yani."

Mağden, bir zamanlar Tansu Çiller'e, İsmail Cem'e, Kemal Derviş'e "gaz veren" medyanın şimdi de Kemal Kılıçdaroğlu'na "gaz verdiğini", bunun sinir bozucu bir durum olduğunu söylüyor, ama nedense 2002'den beri Recep Tayyip Erdoğan'ın medyaya hakim olmak için neler yaptığını, ATV'nin nasıl el değiştirdiğini, Taraf'ın nasıl kurulduğunu, Başbakan'ın uçağında neden Vakit, Yeni Şafak, Zaman, Sabah yazarlarının hep baş köşede ağırlandıklarını ve yandaş medyanın nasıl yaratıldığını hiç anlatmıyor. Yandaş medyanın nasıl Atatürk'çü ve Cumhuriyetçi kitle önderlerini hedef göstererek sistemli saldıralar düzenlediğinden hiç söz etmiyor... Ergeneokoncu, terörist diye içeride yatan Tuncay Özkan, Mustafa Balbay gibi muhalif gazetecilerin haklarını korumak gerektiğinden hiç bahsetmiyor...Anlaşılan Mağden ve onun gibilerin "düşünce özgürlüğü" sadece "yandaşın düşünce özgürlüğü"dür...

6. Mağden, Kemalist ideolojinin çöktğünü iddia ederek şunları söylüyor: "...Kemalist ideoloji çökmüş, altında kalmışsın. Bildiğimiz sokak ağzı, pozisyonu muğlak ve nasyonalist bir söylem… Bir de milliyetçiler. Onu da MHP dolduruyor. Böyle demode bir söylem. Ama ‘çıkmayan candan umut kesilmez’ misali…"

Mağden, bütün yandaşların yaptığı gibi "olanı" değil, "kendince olması gerekeni", görmek istediği manzarayı "olmuş" gibi ortaya koyuyor ve "Kemalist ideoloji çökmüş!" diyor... Ne kadar çok isterdi Kemalist ideolojinin gerçekten çökmesini; ama daha bizler varız! Birileri, bizleri de ortadan kaldırıncaya kadar beklemesi gerekecek Sayın Mağden'in. Mağden, Kemalist söylemi, "sokak ağzı" söylem, "Nasyonalist söylem" olarak adlandırıyor, yandaşlığını yaptığı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, "yalama", "sünepe", "lan", "ananı da al git" sözlerini unutarak....

7. Mağden, Baykal'a yönelik bir "operasyon" yapıldığını belirterek, Baykal'ın Baytok'la ilişkisinin zaten bilindiğini iddia ediyor: "Çünkü Ankaralı profesör bir hanım, “Biz yıllardır Baykal’ın Nesrin Baytok’la ilişkisini biliriz” şeklinde bir şey söylemişti bana. Bence bu bayağı mazisi de olan bir kaset. Ama bir yandan da Baykal’ı savunacağım? Yoo... Çünkü Baykal dehşet verici laflar söyledi. Demokratik açılımda, anahtar rolü oynayabilecekken korkunç şeyler yaptı. Anayasa paketine destek verebilirdi; ama onun da önünü tıkamaya çalıştı, her zaman yaptığı gibi. Daima tıkanıklık ve demagojiyle bunca yılımıza mal olmuş birisi için üzülecek değilim. Özür dilerim! Adam bize çok vakit kaybettirdi..." Baykal'ı "Sizce neden devirdiler?" sorusuna ise şu cevabı veriyor: "Şuradan şuraya oylarını artıramayacaklarını gördüler. Bence bir de, gündemi yeterince meşgul edemeyeceklerini fark ettiler. Baykal, zaman içinde sıkıcı bir etki yarattı. Onun için “Yeni bir aktörle heyecan getirelim” dediler. Bu demode malları, pazarlayabilme ümidiyle!-Ama o ‘sıkıcı’ dediğiniz Baykal’a yönelik bir kabul de vardı. ‘Ergenekon’un avukatı’ olduğunu söylemesinden başlayarak, hükûmetin yaptığı her anayasal değişikliği Anayasa Mahkemesi’ne götürerek, bir zihniyetin misyonunu da oynadı ve kabul gördü… Bunun ardından böyle bir ‘devirme operasyonu’ ilgi çekici geldi…"

Öncelikle Mağden, bu Ankaralı profesör hanımın kim olduğunu açıklamak zorundadır. Ancak, yandaşların temel niteliklerinden biri de ortaya "kanıtsız iddialar atmak" olduğuna göre Mağden'den böyle bir açıklama beklemek boşunadır. Mağden'in aslında Baykal'ın devrilmesine, Baykal açısından değil ama, AKP'nin geleceği açısından üzüldüğü ortadadır. Kılıçdaroğlu'nun CHP oylarını bariz şekilde arttıracağını gören Mağden de diğer yandaşların, özellikle de Gülencilerin yaptığı gibi Baykal'ı istismar ederek Kılıçdaroğlu'na saldırmak istemektedir.

8. Mağden, Ergenekon tutuklamalarının TSK'nın gücünü azaltığını, polisteki değişimin orduda da yaşanmasının gerektiğini belirtiyor:"Bence Ergenekon bizim halkımızın gönlünde yankısını buldu. Özellikle Taraf’ın patlattığı haberlerle Genelkurmay’a olan güvenin yüzde 98’lerden yüzde 46’lara inmesi de CHP’ye yapılan operasyonla çok ilgili. Ergenekon, Türkiye’de niçin var? Askeriyenin gücüne güç katmak için. Başka bir genelkurmay başkanıyla, askeriye de kaybettiği mevzileri geri kazanmak istiyor olabilir."

Mağden, "Bu güven kaybıyla beraber, şehit cenazelerinde, ailelerin ‘Vatan sağ olsun demiyorum’ isyanını da duyar olduk" sorusuna, "Ne kadar büyük bir çözülme değil mi? Bu çözülme; askeri, demokratik bir ülkede, gelmesi gereken yere getirtecek bir çözülmedir. Kadir-i mutlak statüsünden profesyonel orduya geçiş sürecinde, çözülmenin başlangıcında, Kılıçdaroğlu’nu ortaya çıkararak bunlar bence ‘damage control’ (kaybın kontrolü-zararın telafisi) yapmış oldular. Ama toslayacaklar. CHP’nin içinde böyle bir şey yok; ama ben ordunun içinde demokrat insanların olmasını isterim. Çünkü mecburum ona. O, benim ordum. Nasıl polisin içinde büyük bir dönüşüm oldu ve düzgün bir polise ulaşma yönünde çok önemli adımlar attıysak, askeriyede de böyle bir dönüşüme mahkûmuz. Anayasa paketinde, bu yöndeki adımlar o kadar önemli ki. Bizi önümüzdeki günlerde bekleyen büyük oyun nedir? Yeni askeriyemiz olan yargıdan gelecek korkunç ayak oyunları, çelme takma arzusu. İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin’in telefon konuşmalarında Tuncay Özkan’a “Evet efendim, emrinize amadeyim” diye hitap etmesine ne diyeceğiz? Ama hiç de o kadar ses getirmedi? Neden böyle bir konuşma yapan insan hâlâ o makamda durmaya devam eder? Görevden alındı mı? Bu kadar yanlı bir yargı… Ergenekon’la ilgili en küçük haber yazınca da hakkında hemen dava açılıyor. Şimdi bu nasıl bir yansız yargı?" diye cevap veriyor.

Mağden, Taraf'ın maksatlı manşetlerini "Taraf'ın patlattığı manşetler" olarak parlattıktan sonra, bu sayede halkın TSK'ya olan güvenin azaldığını ballandıra ballandıra anlatıyor. Sonra da klasik yandaş incilerini diziyor: Ergeneokon'un askeriyeye güç katmak için kurulduğunu, şehit yakınlarının "vatan sağ olsun" dememelerinin (bu da nerden çıktıysa) "büyük bir çözülme" olduğunu anlatıyor büyük bir heyecanla! Halk ve ordunun çözülmesinin Türkiye'yi demokratikleştireceğini düşünüyor sevgili yandaşımız! Sonra da polisteki değişimin (cemaatçi yapılanmanın) askeriyede de yaşanması gerektiğini söylüyor açıkça. Bütün değişimler için de Anayasa'da yapılacak değişikliğe güveniyor belli ki. Bu sırada yargının direnç göstereceğini bilidinden de yargıya saldıryor... Hep aynı yandaş yaklaşımı anlayacağınız...

9. Mağden, Anayasa değişikliğinin mutlaka gerçekleşmesi gerektiğinin altını şöyle çiziyor:"Yeni anayasa’ diye diye dilimizde tüy bitti. Bence son derece mahcup bir paketi geçirmeye çalıştığında bile, AK Parti’nin kendi içinde bir engel oluşuyor. Böylesine korkunç bir mücadele veriyor Tayyip Erdoğan. Ergenekon ideolojisi, AK Parti’nin içine uzanmış durumda. Bu, o kadar güçlü bir ideoloji ki! BDP’ye bakıyorsun, parti kapatmalara en fazla sen maruz kalıyorsun; ama bu yöndeki değişikliğe hayır diyorsun. Kraldan daha çok kralcısın. Kapatmacıdan daha çok kapatmacı oluyorsun. Ben geçen gün TRT’de ağzımı bozmamak için ‘Stockholm sendromu’ dedim buna. İktidar partisi, sürekli kapatılma tehdidiyle yaşatılıyor. Anayasa değişikliğine gidince de zırt sivil dikta, zırt mahalle baskısı gibi aptal, muğlak kavramlarla ortalığı bulandırıyorlar." Mağden, Anayasa değişikliğine karşı çıkan yargıyı ise, "Bu ülkede, en büyük muhalefet, yargı. Utanç verici bir yerde. Düşünsene, 1980 Darbesi’nin korkunç anayasasını savunan, bu yargı." diyerek eleştiriyor.

Mağden, Anayasa değişikliğiyle Kemalist ideolojinin yıkılacağını düşündüğünden olsa gerek bu değişikliğe büyük önem veriyor. Bu değişikliğin neler getirdiğini, AKP'nin Anayasa Mahkemesi'nin ve HSYK'nın yapısını nasıl ve neden değiştirmek istediği gibi asıl can alıcı konulara girmeden (çünkü buna yandaşlığı izin vermiyor) bu değişikliği, klasik 82 Anayası'nın değiştirilmesi olarak topluma empoze etmeye çalışıyor... Ve bu değişikliğe karşı çıkcak yargıyı ise "utanç verici" olarak adlandırıyor... Bütün yandaşlar gibi, halkın cahil olduğunu düşünüyor, insanların 82 Anayasasının defalarca değiştirildiğini bilmediklerini zannediyor! Her değişikliğin mutlaka "ileriye doğru bir adım" olmayacağı gerçeğini insanların göremediğini düşünüyor...

10. Mağden AKP karşıtı medyayı eleştirerek bu medyayı okumadığını, sadece TARAF okuduğunu belirtiyor: "(Anayasa değişikliğine karşı olmayı) maharet zanneden, Hürriyet Gazetesi aydınları. Medyanın duruşu da fevkalade değil mi? Onlar çok demokrat, çok muhalif, çok özgürlükçüler; diğerleri de ‘yandaş’…

Erdoğan, ‘Candaş’ dedi ya (gülüyor). Bence Erdoğan, tahmin ettiğimden daha çok, medyayla uğraşıyor. Ben de mesela çok uğraşıyordum. Ama şimdi sadece Taraf okuyarak kendimi bunlardan koruyorum. Hakikaten hepimizin sinirleri bozuluyor. Tansu Çiller okumazmış ya, kendini korumak için. Ayna ayna var mı benden daha güzeli diye (Gülüyor)… Gazeteler sahip değiştirse de bir şey değişmiyor. Çünkü kadrolar felaket. Bu kadroları reddederek yola çıksalar, çok daha iyi bir gazetecilik yapacaklar."

Mağden burada adeta "gazetecilik dersi veriyor"! Bir aydın olarak sadece Taraf okumakla övünüyor! Hükümeti eleştiren medyayı eleştiriyor! Erdoğan'ın "Candaş medya" ifadesini memnuniyetle "gülerek" karşılıyor! Dahası, muhalif gazete patronlarına AKP karşıtı kadroları değiştrime önerisinde bulunuyor! Yani bütün basının "yandaş" olmasını düşlüyor....

11. Mağden, "Olası bir referandumun Anayasa Mahkemesi tarafından engellenmesi hâlinde sizce Erdoğan’ın stratejisi ne olur?" sorusuna; "(Erdoğan), Ey halkım, benim elimi kolumu bağlayan bir yapılanma var. Ben bunun karşısında çaresizim’ diyerek erken seçim kararı almalı.."

Mağden, Başbakan'a yine "mağdur rolü yapmasını" öneriyor... Yoruma veya başka söze gerek var mı?

12. Mağden, yerel seçimlerde AKP'nin oyunun düşmesine "fena halde bozulduğunu" da şöyle ifade ediyor: "Belediye seçimlerinde, AK Parti’nin oyunun düşmesine hakikaten bozuldum. Benim gönül verdiğim bir muhalif hareket var da oraya mı gidiyor? Hayır. Yemin ederim sana, yerel seçimlerde AK Parti’nin oylarının düşmesini ben Ergenekon’a gitmiş oylar olarak gördüm, öyle okudum."

"Büyük yazar", "büyük aydın", "eski sosyalit" Perihan Mağden, "AK Parti’nin oyunun düşmesine hakikaten bozuldum. Benim gönül verdiğim bir muhalif hareket var da oraya mı gidiyor?" diyebiliyor... Mesleğinden, geçmişinden ve aklından utanmadan açıka bir "AKP yandaşı" olduğunu haykırıyor! Ve Türk halkının ona ve onun gibi yandaşlara inanmalarını bekliyor!

Perihan Mağden'in cemaatçi Aksiyon Dergisi'ne verdiği bu roportajda söyledikleri, yandaşlığın geldiği son noktayı göstermesi ve yandaşlardaki "akıl ve vicdan tutulmasını" göstermesi bakımından çok önemlidir.

Radikal Gazetesi'ndeki yazılarında "ezandan rahatsız olduğunu" ve "dinsizlerin sayısının artması" gerektiğini belirten Perihan Mağden, şimdi de "nedendir bilinmez" (!) Cemaat'in dergisine AKP'yi savunan bir röportaj veriyor! Bu durum karşısında İnsanın da ister istemez "Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu" diyesi geliyor.

Türkiye'de birgün (ki o günler çok uzak değil) "Yandaşlık Ödülleri" verilecek olursa benim adayım Sayın Perihan Mağden'dir. Buradan herkese duyuruyor ve Mağden'e destek bekliyorum!..

Sinan MEYDAN

Odatv.com
06.07.2010

 

Kaynak: ODA TV

 

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Motorcular.com

mini2017kontrol0001881