|
Kaydol
Okunma: 1650
90 Yıl Önceki “Şifreli Manşette” Ne Gizliydi? PDF Yazdır E-posta

30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi’nden sonra işgalci emperyalistler, Türk halkının bilinçlenmesini önlemek, işgallere karşı direnişi engellemek için önce kendilerine hizmet edecek bir “yandaş basın” yaratmışlar, daha sonra da “yandaş yapamadıkları” gazeteleri ve dergileri ya kapatmışlar ya da basınına sansür uygulayarak “ulusalcı basını” susturmaya çalışmışlardır.

Kurtuluş Savaşı yıllarında, Yeni Gün, İleri, Akşam ve Vakit, gazeteleri Milli hareketi “açıkça” desteklerken, Tasvir-i Efkar, Tevhid-i Efkar, İstiklal, İkdam ve Tercüman-ı Hakikat gazeteleri de “üstü örtülü” biçimde Milli hareketi desteklemişlerdir. Ancak Peyam-i Sabah gazetesi ve Başyazarı Ali Kemal, Alemdar gazetesi ve Başyazarı Refi Cevat ile Sabah gazetesi ve Başyazarı Refik Halid “yandaşlıkta” sınır tanımayarak Milli harekete akıl almaz bir üslupla saldırmışlardır.

DERSAADET GAZETESİ’NİN ŞİFRELİ MESAJLARI

Kurtuluş Savaşı yıllarında bazı İstanbul gazeteleri Milli Hareket hakkında “olumlu” yazılar yayınlamak istemiş ancak İngiliz sansür kurulu bu yazıların yayınlanmasına izin vermemişti. Bunun üzerine, bir İstanbul gazetesi olan Dersaadet, ilginç bir yönteme başvurarak İngiliz sansürünü delmeyi başarmıştı.

Sedat Simavi’nin çıkardığı Dersaadet gazetesi, Türkiye’nin kayıtsız koşulsuz düşmana teslim edilmesi anlamına gelen Sevr Antlaşması’nın Osmanlı yönetimi tarafından imzalanması üzerine “sansüre uğramadan” bu antlaşmayı eleştirmenin ve Anadolu’daki Milli Harekete duyduğu güveni dile getirmenin yollarını aramaya başlamış ve son derece ilginç bir yöntem bulmuştu.

İşgalci İngilizleri bile “uyutan” bu yöntem, “çizginin gücünden” yararlanmaktı.

Dersaadet gazetesi, söylemek istediklerini kelimelerle değil, manşetten verdiği büyük bir çizimle, “şifreli” bir şekilde ifade etmişti.

Sevr Antlaşması’nın imzalandığı günü “Yevmi Matem” yani “Matem Günü” olarak adlandıran gazete, manşetine yerleştirdiği 36 x 17 santimlik bir çizim ve altına yerleştirdiği lejandla Milli Harekete duyduğu güveni anlatmak istemişti.

Çizimde, öküzleriyle tarlayı süren bir Anadolu köylüsü oğluna şöyle sesleniyordu:

“Oğul! Bugün yeni bir devre giriyoruz; artık geçmiş günleri unutmak ve yüreğin acılarını dağlamak için sabanı sürmeye başla ve her gecenin bir sabahı olduğunu unutma”.

Bir çift öküzün çektiği karasabanla tarlayı süren baba oğlun resmedildiği yakın planının hemen arkasında ise ufukta doğmakta olan kocaman bir güneş resmedilmişti. Tarlayı süren çiftçi resmi Anadolu’yu, arkadan doğan o güneş ise Mustafa Kemal’i ve Milli Hareket’i simgeliyordu.

“İstanbul’un tarla süren köylüyle temsil edilmesi mümkün değildir; bunun Anadolu insanını belirttiği kesindir. Geçmişin unutulmasının öğütlenmesi, pekala sorunu İttihatçılığa bağlama tutkusunun dışlanması gerektiğini anımsatıyor. En ilginci de ufukta güneşin doğuşunun belirtilmesidir.” (Orhan Koloğlu, Mondros’tan Mudanya’ya Osmanlı’da Son Tartışmalar, İstanbul, 2008, s.151.)

Mustafa Kemal ve Milli Hareket sözcüklerini kullanmanın bile yasak olduğu bir ortamda, Dersaadet gazetesi, sansüre uğramadan Kurtuluş Savaşı’na duyduğu güveni “bir çizimle”, şifreli bir şekilde okuyucularına aktarmayı başarmıştı. “Kuvayı Milliye lehine tek bir satırın bile yazılamayacağı bir ortamda, bundan daha fazlası tabii mümkün olamazdı.” 

Dersaadet gazetesi, İngiliz sansürünü delmenin yolunun bulmuştu. Gazete bir kere daha bu şifreli çizim yöntemine başvuracaktı.

Dersaadet gazetesi, İstanbul’da Tevfik Paşa Hükümeti’nin kurulmasından iki gün sonra, 23 Ekim 1920 tarihli birinci sayfasında, tıpkı Sevr Antlaşması’nı bildiren nüshasındaki gibi bir tasvir yapmıştı. Yine, birinci sayfanın üstünü olduğu gibi kaplayan 36 x 17 santimlik bir temsili resim çizilmişti. Bu kez tarla süren köylü değil, Boğaz’ın iki yakasından uzanan iki el tam ortada birleşmişti. Ellerden biri İstanbul’u diğeri Anadolu’yu temsil ediyordu. Dahası, yine arkada, doğuda ufuktan yükselen kocaman bir güneşe yer verilmişti. 

Dersaadet bu çizimde, Boğaz’ın ortasında kenetlenen iki elle İstanbul Hükümeti ve Ankara Hükümeti’nin anlaştıklarını, arka fonda doğudan yükselen güneşle de Mustafa Kemal’in başarılı olacağını, vatanın kurtulacağını simgelemek istemişti.

“Tabii ki ilk günden yorum yapacak halleri yoktu, zira sansür alışkanlıkla hala görevini devam ettiriyordu. Nitekim gazetenin beş gün sonraki sayısında 120 satırlık bir yer sansür tarafından boş bırakılmıştı.” (Age, s.162).

Dersaadet gazetesinin sansürün göz açtırmadığı bir ortamda İstanbul’dan Milli Harekete destek olmak için geliştirdiği bu “şifreli çizim” yöntemi, Türk basın tarihinin en ilginç, en zeki ve en yaratıcı olaylarından biridir.

Görüldüğü gibi, “Kurtuluş Savaşı’na cephe aldı!” diye halkı olarak eleştirdiğimiz Mütareke dönemi İstanbul basını bile zaman zaman, üstelik nefes aldırmayan sansüre rağmen, Kurtuluş Savaşı’na ve Mustafa Kemal’e destek olmak için, akla hayale gelmeyecek yöntemlere başvurmuştur.

SÖZCÜ GAZETESİ’NİN MİSYONU

Yani Türkiye’de, Mütareke döneminin satılmış kalemlerince köşeleri kirletilen Mütareke basınına rağmen her türlü güçlüğe direnerek Atatürk’e ve Milli Harekete destek veren vatansever kalemlerce köşeleri parlatılan bir “ulusal (milli) basın” hep var olmuştur.

Örneğin, Mütareke döneminin Yeni Gün, İleri, Akşam ve Vakit gazeteleri gibi günümüzün de Sözcü gazetesi her şeye rağmen “cesurca” halkı bilgilendirme ve bilinçlendirme görevini yerine getirmektedir.

TARAF GAZETESİ’NİN TUTUMU NE OLURDU ACABA?

İnsan bu bilgilerden sonra ister istemez, 91 yıl sonra bugün, o Kurtuluş Savaşı’nı veren Mustafa Kemal’e, her gün, adeta kalemini kana batırarak saldıran “yandaş basını” düşünüyor! Ve Allah korusun Türkiye yeniden o acı Mondros günlerini yaşayacak olsa acaba, örneğin “Taraf gazetesi ve Ahmet Altan, Türkiye’yi düşman işgalinden kurtarmak için mücadele edenlere, Dersaadet gazetesinin o günlerde yaptığı gibi ‘çaktırmadan’ destek verir mi?” diye kendi kendine soruyor! 

Ne yalan söyleyeyim ben buna ihtimal vermiyorum! Bence Taraf gazetesi -Allah korusun- böyle bir işgal durumunda şuna benzer manşetler atar:

“TÜRKİYE’YE DEMOKRASİ GETİRMEYE GELDİLER!..”

“DİRENİŞÇİLER, ERGENEKON’UN UZANTILARINDAN İBARETTİR!..”

“BU İŞGALİ BAHANE EDEN TSK DARBE HAZIRLIĞI YAPIYOR!..”

Evet! Bu biraz “spekülatif tarih tezi” oldu; ama görünen köy de kılavuz istemez!

Lafın özü, 91 yıl önceki “yandaşlar” ve “işbirlikçiler” bile, bugünkü yandaşlar ve işbirlikçilere göre çok daha merttiler ve çok daha bu toprağa aittiler…

Sinan MEYDAN
Odatv.com
15.08.2010

 

Kaynak: ODA TV

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Motorcular.com

mini2017kontrol0001881