|
Kaydol
Okunma: 4393
Başbakan'ın Tarih Hocalarını Açıklıyorum PDF Yazdır E-posta

Emperyalizm ve Tarih

Emperyalizm, Türkiye üzerindeki amaçlarına ulaşmak için Atatürk’ün “bağımsızlık” ruhunu ve “çağdaşlaşma” idealini kırmak zorunda olduğunu çok çabuk anlamıştır. Bu nedenle bir taraftan Atatürk’e, diğer taraftan Kurtuluş Savaşı’na ve Türk Devrimi’ne saldırmıştır, saldırmaktadır. Ancak bu saldırıları genelde emperyalistlerin kendileri değil, emperyalistlerin dümen suyuna girmiş olan “yerli işbirlikçiler” üstlenmiştir.

Emperyalizmin en güçlü silahlarından biri “tarih”tir. 19. yüzyılda büyük bir çılgınlıkla doğuyu sömüren emperyalist Avrupa, doğuya yönelik saldırılarına meşruiyet kazandırabilmek için “tarih” ve “arkeoloji” gibi bilimlerden yararlanmıştır. Emperyalist Avrupa, tarih ve arkeolojiyi kullanarak doğudaki eski uygarlıklara (Hititler, Frigler, Etrüskler, Sümerler vb..) sahip çıkmış, böylece bir zamanlar o eski uygarlıkların yaşadığı topraklarda şimdi yaşayan doğuluları (Hintlileri, Türkleri vb.) istilacı olarak adlandırmış, böylece kıyım ve katliamlarını “atalarının eski yurtlarına dönmek” yalanı altında meşrulaştırmaya çalışmıştır. (Sinan Meydan, ATATÜRK VE TÜRKLERİN SAKLI TARİHİ, 2.bs, İnkılap Kitabevi, İstanbul, 2010).

Siyasi amaçlarına ulaşmak için tarihi kullanan emperyalizm, 19. yüzyıldan sonra güdümlü tarihçilere “kurgusal tarih tezleri” icat ettirerek bu tezleri tüm dünyaya “tarihsel gerçekler” diye yutturmuştur.

İşte Türkiye’yi de kendi çıkarları doğrultusunda biçimlendirmek isteyen emperyalizm, Atatürk, bağımsızlık ve çağdaşlaşma gibi değerlerin altını oymak için öteden beri bir takım güdümlü tarihçilerden, akademisyenlerden ve gazetecilerden yararlanmıştır ve yararlanmaktadır. Bunlar arasında özellikle Atatürk’e ve Atatürk devrimlerine düşmanlık besleyen “yobaz” kesimi kullanmak çok kolay olmuştur. Onlar, adeta emperyalizmin “gönüllü askerleri” olarak Atatürk’e, Kurtuluş Savaşı’na ve Türk Devrimi’ne saldırmışlardır.

Asıl “şaşırtıcı” ve “düşündürücü” olan, ülkeyi yönetme iddiasında olan politikacıların da  zaman zaman emperyalizmin bu bilinen oyununa gelmeleridir.

BAŞBAKAN CUMHURİYET TARİHİNİ NEDEN ÇARPITIYOR?

Artık çocuklarınıza “tarihi” zayıf diye sakın kızmayın! “Geçmişini bilmeyen geleceği anlayamaz” türünden sözler de söylemeyin! Hatta elinde tarihle ilgili bir kitap görürseniz derhal elinden alın! Çünkü çocuğunuzun tarih okuyarak zamanını boşa harcamasına hiç gerek yok! Nasıl olsa hiç tarih bilmeden bu ülkede Başbakan bile olunabiliyor!

Bakın, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’a! O da tarih bilmiyor, ama koskoca başbakan olmuş! Bir yerlerden duyduğu tarihi bilgileri, belgesi varmış yokmuş hiç umurunda olmadan işine gelecek biçimde yorumlayıp bağıra çağıra anlatıyor halka! Onu dinleyen halk da “Vay be adama bak, alim gibi, ne güzel de anlatıyor geçmişi…” diye basıyor alkışı….

O zaman ne gerek var tarihe! 

AKP iktidar olduğundan beri Başbakan Tayyip Erdoğan, sıkça tarihten yararlanmaya çalışıyor. Evet, başarılı siyasetçilerin tarihten yararlanmaları çok doğaldır. Ama tarihten yararlanabilmek için iyi tarih bilmek, bu da yetmez, bir tarih bilincine sahip olmak gerekir. Bizim tarihimizde bunun en güzel örneğini veren kişi tartışmasız Atatürk’tür. “Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir, yazan yapana sadık olmazsa değişmeyen hakikat insanlığı şaşırtan bir hal alır” diyen Atatürk, adeta bir bilim insanı gibi ilk gençliğinden ölünceye kadar tarih konusunda kitaplar okumuştur. Atatürk’ün okuduğu 5000’e yakın kitabın büyük bir çoğunluğu Türk ve dünya tarihiyle ilgilidir. Atatürk, bu derin tarih bilgisinden ve bilincinden hem Kurtuluş Savaşı sırasında hem de devrimler sürecinde yararlanmıştır. Bu da yetmemiş, 1930’larda bir tarih tezi ve bu tarih tezini destekleyen bir de dil tezi geliştirerek, bu tezlerin araştırılması için Tarih ve Dil Kurumlarını kurdurmuş, Tarih ve Dil Kurultayları düzenletmiştir.

Ancak bugün, o Atatürk’ün kurduğu cumhuriyetin başbakanı olan Tayyip Erdoğan, ne iyi bir tarih bilgisine ne de iyi bir tarih bilincine sahiptir. Buna rağmen sıkça tarihi göndermeler yaparak siyasi rakiplerini sıkıştırmaya çalışmaktadır. Başbakanın bu “tarih göndermeleri” içinde ciddi bilgi yanlışları ve çarpıtmalar, hatta yalanlar göze çarpmaktadır. Üstelik bu yanlışlar, çarpıtmalar ve yalanlar sıradan bir lise öğrencisinin bile kolayca yakalayacağı türdendir.

2002’den bugüne Başbakan Tayyip Erdoğan, birçok tarih “yanlışına” ve “çarpıtmasına” imza atmıştır. Burada bunların hepsine girecek değilim, ancak güncel olması açısından Başbakanın en son tarih yanlışlarına ve çarpıtmalarına değineceğim:

Başbakan Tayyip Erdoğan, 14 Ağustos 2010 cumartesi günü Sakarya mitinginde konuşurken, CHP’yi kötülemek için 1937-38 yıllarındaki Dersim (Tunceli) isyanlarına değindi ve “Vergi vermediler diye Dersim Köylerini CHP bombaladı. O zamanki cumhurbaşkanının emriyle… Kimdi? İsmet İnönü CHP’nin başındaydı. 20 bin, 30 bin, 40 bin, 50 bin kişinin yargısız infaz edildiği söylenir. İnsaf ya!” dedi.

Bu kısa konuşmada iç içe geçmiş birçok yanlış ve çarpıtma vardır:

1.   1937 yılının 21 Mart’ında Dersim’deki bazı aşiretler isyan için harekete geçtiğinde Türkiye’nin cumhurbaşkanı İsmet İnönü değil Mustafa Kemal Atatürk’tür…

2.   Başbakan Tayyip Erdoğan, Dersim isyanı çıktığında CHP’nin başında İsmet İnönü’nün olduğunu söyledi. Bu da kısmen yanlıştır. Çünkü CHP’nin lideri İsmet İnönü olsa da Atatürk; 10 Kasım 1938′de ölünceye kadar CHP’nin doğal lideridir.

3.   Dersim’deki Kürtçü/Kürdistancı ayaklanma, Başbakanın iddia ettiği gibi CHP’ye karşı değil Türkiye Cumhuriyeti devletine karşı bir ayaklanmadır. Yani isyancıların hedefinde CHP değil, o sıralar devrimlerle Türkiye’yi ağalardan, aşiret reislerinden, şeyhlerden, seyitlerden kurtarmaya çalışan Türk devleti vardır. İki kez patlak veren bu isyanları bastıran da CHP değil, 1937′deki İnönü hükümeti ve 1938′deki Celal Bayar hükümetidir.

4.   Dersim’de devlete silah çeken isyancıların tepelenmesine ilişkin karar, 4 Mayıs 1937 tarihli gizli Bakanlar Kurulu toplantısında alınmıştır. Bu toplantıda masanın bir tarafında Atatürk, bir tarafında da dini bütün Mareşal Fevzi Çakmak oturmaktadır. Projenin sert biçimde uygulanmasını isteyen ismin, Atatürk ve İnönü değil, Mareşal Çakmak olduğunu; onun 1930 yılında bu bölge ile ilgili olarak hazırladığı rapor açıkça göstermektedir.

5.   Başbakan, Dersim isyanının şiddetli bir şekilde bastırılmasından İsmet İnönü’yü sorumlu tutmaktadır. Oysa ki, Dersim isyanın şiddetli bir biçimde bastırılmasında Celal Bayar’ın rolü çok daha büyüktür. Bu Celal Bayar da bilindiği gibi kısa bir süre sonra CHP’den ayrılarak Başbakanın çok sevdiği DP’nin kurucuları arasında yer almıştır. Yani Dersim de eğer bir şiddet uygulandıysa bunun tek sorumlusu CHP’li İsmet İnönü değildir; DP’li Celal Bayar’ın da en az İsmet İnönü kadar sorumluluğu vardır. Ama Başbakan nedense Celal Bayar ve DP bağlantısını unutmaktadır!

6.   Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “Vergi vermediler diye Dersim Köylerini CHP bombaladı” diyerek isyanın nedenini sadece vergi konusuna dayandırmaktadır ki bu tamamen çarpıtmadır.  Bölge Valisi General Abdullah Alpdoğan, aşiret reislerine 1936′da haber yollayıp silahlarını teslim etmelerini istediğinde onlar devlete şu şartları ileri sürmüşlerdir: “İçimize karakollar yapmayacaksınız.Köprü-yol yapmayacaksınız, Yeniden nahiye ve ilçe merkezleri oluşturmayacaksınız.Silahlarımıza dokunmayacaksınız.Vergimizi de pazarlık usulüyle vereceğiz.” Yani operasyonun tek nedeni vergi vermemek değildir.

7.   Başbakan Tayyip Erdoğan, Dersim’e yapılan operasyonda ölenlerin sayısını, hiçbir belgeye dayanmadan “20 bin, 30 bin, 40 bin, 50 bin kişinin yargısız infaz edildiği söylenir. İnsaf ya!” biçiminde tarih biliminin asla kabul etmeyeceği bir gayri ciddilikte ifade etmiştir. Burada zincirleme birkaç yanlış, çarpıtma, hatta yalan vardır. 1. Öldürülenlerin “yargısız infaz” edildikleri yargısı, subjektif bir yargıdır; yani yorumdur. Olayın nedenleri, gelişimi ve sonucu etraflıca incelendiğinde Dersim’de ölenlerin tamamının “yargısız infaz edildikleri” gibi bir sonuç çıkarmak imkansızdır.2. Ölenlerin oranı 20 binden başlayıp 50 bine kadar çıkmış… 20 binle 50 bin arasında çok ciddi bir fark vardır. Bu rakamlar bile Başbakanın elinde bu konuda resmi rakamlar olmadığının en açık kanıtıdır. Başbakanın 20 binden başlayıp 50 bine kadar çıkması, olayı abartma eğiliminde olduğunun göstergesidir. 3. Başbakanın cümlesinin sonu “…kişinin yargısız infaz edildiği söylenir. İnsaf ya!” biçiminde bitmektedir. Yani koskoca Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı, elinde belge olmadan adeta kahve sohbetlerinde duyduklarına dayanarak tarihi bir olay hakkında yorum yapmaktadır. Bu, çok gayri ciddi bir tavırdır.

Tabii bu durumda insanın aklına, Başbakanın tarih hocaları kimler? Ya da Başbakanı Cumhuriyet tarihi yalanlarıyla kandıranlar kimler? sorusu geliyor?

İŞTE BAŞBAKANI TARİH HOCALARI

Emperyalizmin güdümündeki “yobaz” , “liboş” ve “II. Cumhuriyetçi” tayfa, Türkiye’de “Resmi tarih yalan söylüyor” diyerek, önce insanları bildiklerinin “yalan” olduğuna inandırmakta, daha sonra da şüphe içindeki insanlara, “Bu yalanları düzeltiyoruz” diyerek kurgusal bir tarih yazmaktadırlar. Asıl yalan olan, bu yobaz, liboş, II. Cumhuriyetçi tayfanın yazdığı kurgusal tarihtir. Bunlar kelimenin tam anlamıyla Cumhuriyet tarihi yalanlarıdır.

Evet! Resmi tarih de zaman zaman yalan söylemiştir. Ancak bu yalanlar hiçbir zaman emperyalizmin güdümündeki Cumhuriyet tarihi yalancılarının yalanları boyutunda “kuyruklu yalanlar” değildir.

Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “yakın tarihle ilgili açıklamaları” onun da Cumhuriyet tarihi yalanlarından çok fazla etkilendiğini göstermektedir.

Özellikle Türkiye’nin ABD ve AB emperyalizmi çerçevesinde yeniden biçimlendirilmeye çalışıldığı bu günlerde Cumhuriyet tarihi yalancılarını ve söyledikleri yalanları bilmek hayati önem taşımaktadır.

 

Cumhuriyet tarihi yalancıları, 1930’lardan beri bıkıp usanmadan “yalandan kim ölmüş” misali sürekli yalan üretmektedirler.

İşte Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı da derinden etkiledikleri anlaşılan belli başlı Cumhuriyet tarihi yalancıları:

1.   Mevlanzade Rıfat: I. Dünya Savaşı sonrasında Türk ordusuna ağır hakaretler eden ve bu yüzden Atatürk tarafından ağır şekilde eleştirilen Mevlanzade Rıfat, 1929 yılında Halep’te basılan ve 1933 yılında da Türkiye’de yayımlanan “Türkiye İnkılabı’nın İç Yüzü” adlı kitabında söze “yakın tarih yalan söylüyor!” diye başlayarak Cumhuriyet tarihini alt üst etmiştir! Atatürk’e ve çağdaş cumhuriyete düşmanlıkla kaleme alınmış bu kitapta gerçekler tersine çevrilmiştir. Örneğin, Mevlanzade’ye göre Kurtuluş Savaşı’nı Atatürk değil Vahdettin başlatmıştır! Bugünkü Cumhuriyet tarihi yalancılarının “ağababası” odur.

2.   Rıza Nur: Atatürk’ün 1927 yılında yazdığı Nutuk’ta Arnavutluk isyanından dolayı eleştirdiği Rıza Nur, daha sonra yurt dışındayken kaleme alıp Atatürk’ün ölümünden sonra yayınlanmasını istediği “Hayat ve Hatıratım” adlı kitabında akla hayale gelmeyecek yalanlar ve iftiralarla Atatürk’e saldırmıştır. Örneğin, ona göre Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım bir genelev kadınıdır! Atatürk’ün babası ise belli değildir; “Atatürk, soyu sopu belli olmayan bir Makedonyalıdır!”  Bu kitabı inceleyen uzman psikiyatrisiler, Rıza Nur’un ruh sağlığının çok bozuk olduğu ve akli dengesinin yerinde olmadığı sonucuna varmışlardır. (Bkz. Turgut Özakman, Dr. Rıza Nur Dosyası, Bilgi Yayınevi, Ankara, 1995).

3.   Said-i Nursi: 5. Şua'da Atatürk’e “deccal” ve “süfyan” diyen ve Atatürk devrimlerine karşı çıkan Nursi, Kurtuluş Savaşı’nın onurunun Atatürk’e değil Mehmetçiğe ait olduğunu belirterek, Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı’ndaki rolünü küçültmek hatta yok etmek için çok şeyler yazıp söylemiştir.

4.   Kazım Karabekir: Kurtuluş Savaşı’nın birincil kadrosu içinde yer alan ve özellikle Doğu zaferinin kazanılmasında başrolü oynayan Kazım Karabekir Paşa, daha Kurtuluş Savaşı yıllarından itibaren Atatürk’le karşı karşıya gelmiş, özellikle Cumhuriyetin ilanından sonra Atatürk’le yollarını tamamen ayırmış ve Atatürk’ün 1923’te kurduğu Halk Partisi’ne karşı 1924’te Türkiye’nin ilk muhalefet partisi olan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nı kurmuştur. Atatürk devrimlerinin neredeyse tamamına cephe alan Karabekir, 1925’de Şeyh Sait isyanıyla Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın kapatılması, ardından İzmir Suikastı’yla ilişkilendirilerek İstiklal Mahkemelerinde yargılanması, daha sonra da 1927 yılında Atatürk’ün Nutuk’unda ağır eleştirilere maruz kalması üzerine kaleme sarılarak Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı’ndaki rolünü azaltan, buna karşı kendi rolünü arttıran kitaplar ve yazılar yazmıştır. Karabekir’in, “İstiklal Harbimizin Esasları” ve “İstiklal Harbimiz” adlı kitapları –Cumhuriyet tarihiyle ilgili önemli gerçekleri de barındırmasına rağmen- özellikle Atatürk’ün Cumhuriyet tarihindeki rolünü büyük oranda çarpıtarak verdiğinden, çok dikkatle okunmalıdır. Örneğin, Karabekir Paşa, bu kitaplarında “Atatürk, Kurtuluş Savaşı’nı istemiyordu, onu ben ikna ettim!” ve “Atatürk dinsiz ve namussuz olmamızı istiyordu!” bile diyebilmiştir. İsmet İnönü’ye ağzına geleni söyleyen Başbakanın hiç Kazım Karabekir’e yönelik bir eleştirisini duydunuz mu?

5.   Necip Fazıl: Ünlü şair Necip Fazıl Kısakürek, “Vahidüddin” ve “Büyük Vatan Dostu Sultan Vahidüddin” adlı kitaplarında, konuşmalarında ve yazılarında, bir taraftan Kurtuluş Savaşı’nı küçültmeye çalışırken, diğer taraftan bu savaşın başlamasında ve kazanılmasında Atatürk’ten çok Vahdettin’in etkili olduğu yalanını söylemiştir. Şair Necip Fazıl, sonradan kazandığı İslami kimliğini güçlendirmek amacıyla olsa gerek, kaçak halife-padişah Vahdettin’e sahip çıkarak, onu aklamaya çalışarak kendince “Bir Müslümanı, bir Halifeyi korumuştur!” Ancak bunu yaparken, bir Müslümana yakışmayacak biçimde belge uydurmaktan ve açık gerçekleri çarpıtmaktan çekinmemiştir. Başbakanın Necip Fazıl’dan sıkça alıntılar yapması, onun Necip Fazıl’dan fazlaca etkilindekini göstermektedir.

6.   Kadir Mısıroğlu: Atatürk devrimlerine karşı olduğundan ara sıra Şapka devrimine tepki olsun diye “fes” giyen Mısıroğlu, “Lozan Zafer mi Hezimet mi?”, “Osmanoğullarının Dramı”, “Sarıklı Mücahitler”, “Geçmişi ve Geleceği İle Hilafet” adlı kitaplarında, yazılarında ve konuşmalarında Atatürk’e, Kurtuluş Savaşı’na ve Türk Devrimi’ne “küfredercesine” saldırmıştır. Bunu yaparken de bilinen bütün yakın tarihi tersyüz etmiş, örneğin, Kurtuluş Savaşı’nın aslında çok önemsiz bir mücadele olduğunu, I. İnönü ve Dumlupınar Meydan Muharebeleri’nin aslında olmadığını, Büyük Taarruz sonrasında Mustafa Kemal’in İzmir’e nasıl geldiğini bile bilmediğini, Vahdettin’in bir kahraman, Lozan’ın ise bir hezimet olduğunu söyleyebilmiştir. Onun tarihi belgeleri çarpıtırken ortaya koyduğu soğukkanlılık cidden etkileyicidir! Yakın tarihe hakim olmayan biri, özellikle onu dinlerken kolayca bildiklerini sorgular hale gelebilir. Özetle Mısıroğlu, yaşayan en büyük Cumhuriyet tarihi yalancılarından biridir.

7.   Fikret Başkaya: Solcu Cumhuriyet tarihi yalancılarının ekolü Fikret Başkaya’dır. Onun, “Paradigmanın İflası” adlı kitabı, Kemalizmi, “Burjuva devrimi” diye tanımlayan Marksist dönmesi ve faşist Kürt kesimin başucu kitabıdır. Onun en popüler yalanı, “Kurtuluş Savaşı’nın antiemperyalist bir mücadele olmadığı; tam tersine Kürtleri ezen emperyalist bir mücadele olduğu” yalanıdır. Özellikle, Atatürk’ü ve Cumhuriyeti Kürtlerle kavgalı gösterme modasını başlatan odur.

8.   Abdurrahman Dilipak: Daha çok gazeteci kimliğiyle tanınan yazar Abdurrahman Dilipak romantik üslubuyla çok ciddi Cumhuriyet tarihi yalanlarına imza atmıştır. Onun yöntemi diğer Cumhuriyet tarihi yalancılarından biraz daha farklıdır; çünkü o belgeleri çarpıtmaktan çok, hiç belge kullanmamaktan yanadır. “Arşivler kapalı! Dedemden duydum!” diyerek, mantıksal çıkarımlarla ve dini duygularla yakın tarihi yeniden yazmış, yalanda sınır tanımamıştır. Dilipak’ın, “Cumhuriyete Giden Yol” ve“Bir Başka Açıdan Kemalizm” adlı kitapları Cumhuriyet tarihi yalanları klasiklerindendir.

9.   Prof. İdris Küçükömer: iktisatçı kökenli düşünürlerden biridir. Türkiye'de sağ ve sol kavramlarının ters oturduğunu, CHP'nin aslında sağ bir parti olduğunu iddia ederek ünlenmiştir. 1960 sonrasında Yön'de yazdığı yazılarla tanınmıştır. Ant dergisindeki yazıları tartışma yaratmıştır. Milliyet gazetesindeki açık oturumlarda dönemin yerleşik yargılarını sorgulamıştır. Sonra 1973'de on yıllık bir suskunluğa bürünmüş ve daha sonra Yeni Gündem yazılarıyla tekrar ortaya çıkmıştır. Küçükömer'in ileri sürdüğü en önemli görüş, Türkiye’de devletin despotik niteliğinin sivil toplumun gelişmesi önündeki en büyük engellerden biri olduğudur. Başta Sencer Divitoğlu ve Selahattin Hilav gibi bazı aydınlarla birlikte Türkiye'nin toplumsal tarihine ilişkin çözümlemelerinde Asya Tip Üretim Tarzı kuramını gündeme getirmiştir. Türkiye’nin bugünkü sorunlarının kökeninde Cumhuriyeti ve Cumhuriyetin kuruluş felsefesini görmüştür. Kurtuluş Savaşı’nın antiemperyalist bir mücadele olmadığını ileri sürmüştür. “Düzenin Yabancılaşması”, “Batılılaşma” ve “Türkiye Üstüne Tartışmalar” adlı kitaplarında Kurtuluş Savaşı’nı, Cumhuriyeti, Türk Devrimi’ni alabildiğince eleştirmiştir. En Önemli Cumhuriyet tarihi yalanlarından biri “DP’ye oy verenlerin Solun gerçek tabanı olduğudur.” Küçükömer’in tezlerine cevap vermek için Doğan Avcıoğlu, dört ciltlik “Milli Kurtuluş Tarihi”ni yazmıştır. Sürekli DP’den övgüyle söz eden ve DP’nin “demokrasi yıldızı” olduğunu iddia eden Başbakan Tayyip Erdoğan, Küçükömer’den çok fazla etkilenmişe benzemektedir.

10. Prof. Atilla Yayla: Kendisini “liberal” olarak tanımlayan Atilla Yayla, adeta kafayı Atatürk’e ve Kemalizme takmıştır. “Kemalizm, ilerlemeden çok gerilemeye tekabül etmektedir. ‘Kemalizm olmasaydı Türkiye medenileşemezdi’ deniliyor. İlerleyen yıllarda bizlere neden her yerde bu adamın heykelleri ve fotoğrafları var diye soracaklar. Üstünü örtemezsiniz, bu eninde sonunda tartışılacaktır…” diyen Prof Yayla, Anayasadan da Kemalizmin çıkarılmasını önermiştir. Yayla yazılarında ve “İki Cumhuriyet Kavgası” adlı kitabında Cumhuriyet tarihini ters yüz etmeyi denemiştir. Sürekli AKP’lilerle birlikte boy gösteren Atilla Yayla’nın Başbakanın tarih görüşünü belirleyen isimlerden biri olduğu açıktır.

(Yeniçağ-16 Eylül 2007)

11. Prof. Mehmet Altan: Aslında bir İktisat profesörü olan, bütün eğitimini iktisat (ekonomi) üzerine alan Mehmet Altan, ne hikmetse bir tarihçiden çok Cumhuriyet tarihi üzerine kafa yormuş; sadece kafa yormakla da kalmamış, bu konuda kimi çevrelerde çok ciddiye alınan tarih tezleri bile ileri sürmüştür. Örneğin, Atatürk’ün 1923’te kurduğu Cumhuriyete karşı Demokrat Parti’nin 1950’den sonraki uygulamalarıyla başlayan süreci II. Cumhuriyet olarak adlandırmış ve I. Cumhuriyet’in “antidemokratik”, “baskıcı”, “ilerlemeye kapalı”; II. Cumhuriyetin ise “demokratik”, “özgürlükçü” ve “ilerlemeci” olduğunu iddia etmiştir. Yani uyanık Altan, bu millete “karşı devrim” sürecini “demokrasi” diye yutturmaya çalışmıştır. Altan, “Birinci Cumhuriyet Üzerine Notlar”, “II. Cumhuriyet, Demokrasi ve Özgürlükler”, “II. Cumhuriyetin Yol Hikayesi” adlı kitaplarında, yazılarında ve konuşmalarında Atatürk’e ve Atatürk cumhuriyetine adeta kin kusmuştur. İşte iktisat profesörü Mehmet Altan’ın Kurtuluş Savaşı ve Türk Devrimi konusundaki çarpıtmalarına birkaç örnek: “Milli kurtuluş savaşı, anti emperyalist bir hareket değildir… Çünkü Türk Yunan Savaşı’ndan bir yıl önce İngiliz Dış işleri Bakanı böyle bir muhtemel savaşta tarafsız kalacağını açıklamıştır ve bunu notayla bildirmiştir.” Başka bir yalan: “Kurtuluş Savaşı’nda sanayileşme hareketinin adı vardır ama kendi yoktur. Olsa zaten bugün başka yerlere gelir, sanayi devrimini tamamlamış, köylülüğü bitirmiş, bilgi çağına eklemlenmiş hale gelirdik…O zaman niye Cumhuriyet, Kemalizm bu sanayileşmeyi başaramadı?” Başka bir yalan daha: “Kemalizm, halka güvenmeyen bir elitler, seçkinler hareketidir… Halka güvenmediğin vakit kime güvenirsin, silahlı güçlere güvenirsin. İşte onlar kurmuştur cumhuriyeti. Yani ordu kurmuştur, halk kurmamıştır, ordu halka rağmen kurmuştur.” Ve bir başkası: “Kemalizm ile demokrasinin bir araya gelmesinin hiçbir imkanı yoktur, birbirlerine tamamen zıttırlar… Kemalizm, tek sesliliği, otoriterliği, totaliterliği devletin hukuksal güvencesi altına alan bir rejimdir. Çünkü Kemalizm, tek parti demek, bunun dışında bir düşünce burada yasaktır demek...” Altan’ın, Cumhuriyet tarihi yalanlarının tamamını buraya sığdırmamız olanaksızdır. Atatürk’ü, Kemalizm’i “antidemokratik”, “tek sesli” olmakla suçlayan Prof. Mehmet Altan’ın bugün Fethullah Cemaati’nin, gazetelerinde yazması, televizyonlarında konuşması, kendisini adeta bu cemaatle özdeşleştirmesi, onun nasıl bir demokrat olduğunun çok iyi bir göstergesidir. Demek ki bir cemaate mensup olmak, o cemaatin sözünden çıkamamak demokratlık oluyor!

12. Doç. Dr. Halil Berktay: Liseyi Robert Kolej'de okuduktan sonra, lisans ve lisansüstü eğitimini 1968'de ekonomi alanında Yale Üniversitesi'nde tamamlamıştır. 1990 yılına kadar Aydınlık hareketinin içinde yer almıştır. Ekonomiden sonra yöneldiği tarih alanındaki doktorasını Birmingham Üniversitesi'nden 1991 yılında almıştır. Harvard, ODTÜ, Boğaziçi, Sabancı üniversitelerinde görev almıştır. Berktay, üstlendiği projeler için AB ve ABD (Soros Vakfı)’den yüklü miktarlarda bağışlar almıştır. “İzmir’in Yakılmasının Yarattığı Sosyal Travmalar” Projesi için ABD’den 84.000 Avro, “Osmanlı İmparatorluğu ve Toplum Dersleri” Projesi için Avusturya ve İsviçre hükümetlerinden 74.000 Avro, “Balkanlardaki Türk Ulusal Hafızasının İnşası: Türk Milliyetçiliğinin Orijini ve Erken Gelişimi” Projesi için Almanya Eğitim Bakanlığı’ndan 99.000 Avro bağış almıştır. Berktay, “İzmir’in Yakılmasının Yarattığı Sosyal Travmalar” Projesinde İzmir’i Türklerin yaktığını ima ederek, bu sırada Rumlara etnik temizlik yapıldığını kanıtlamayı amaçlamış; “Balkanlardaki Türk Ulusal Hafızasının İnşası: Türk Milliyetçiliğinin Orijini ve Erken Gelişimi” Projesiyle de İttihat ve Terakki’nin Balkanlarda nasıl “Milliyetçiliğe” yöneldiğini ve bu yönelim sonunda Ermeni soykırımının gerçekleştiğini kanıtlamayı amaçlamıştır. İşte Doç. Dr. Halil Berktay’ın bazı yalanları: “İzmir civarında yarı gizli şekilde Rumlara etnik temizlik yapıldı. Bu olaylar Ermeni katliamının silahsız provasıdır.” (Milliyet, 7 Mart 2005). “İzmir’de Rumlara etnik temizlik yapıldı” yalanını söyleyen Berktay, 15 Mayıs 1919 ve sonrasında İzmir’de Türklere yapılan soykırımı nedense hiç dil getirmemiştir. Başka bir yalan: “Tehcir kanunu başlı başına bir etnik temizliktir. Ermeni oldukları için tehcir ediliyorlar. Günümüzde, öldürme unsuru hariç bu kadar dahi ‘jenosit’ tanımına giriyor.” (Milliyet, 7 Mart 2005). Ve bir başkası: “Mustafa Kemal’in Ermeni tehcirini savunan tek bir demeci yoktur.” (Milliyet, 7 Mart 2005). Bütün bu yalanlara burada cevap vermek olanaksız olduğundan sadece sonuncusuna, -Mustafa Kemal’in Ermeni tehcirini savunan tek bir demeci yoktur- cevap vereceğim. Bakın ne demiş Mustafa Kemal: “Dünya kamuoyu, Ermeni ahalinin tehciri hususunda almaya mecbur kaldığımız karar için bize karşı haklı bir ithamda bulunamaz.” (Mustafa Kemal, 26 Şubat 1921).

13. Dr. Taner Akçam: ODTÜ İdari İlimler Fakültesi'ni bitirmiş, 1973'ten sonra ODTÜ-DER, ADYÖD gibi derneklerin kurucuları arasında yer almış, 1975'te yayına başlayan Devrimci Gençlik dergisinin sorumlu yazıişleri müdürü olarak, dergide komünizm ve Kürtçülük propagandası yapıldığı iddiasıyla yargılanmış ve 1976'da tutuklanmıştır. 1977'de 9 yıl hapis cezasına çarptırılmıştır. 12 Mart 1977'de Ankara Merkez Kapalı Cezaevi'nden kaçmıştır. 1978-1995 yılları arasında Almanya'da siyasi mülteci olarak yaşamıştır. 1988 yılında Hamburg Sosyal Araştırmalar Enstitüsü'nde çalışmaya başlamıştır. 1995'te Hannover Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nde "İttihat ve Terakki Yargılamaları ve Ermeni Kırımı" konulu doktora çalışmasını tamamlamıştır. Akçam, Minnesota Üniversitesi Tarih Bölümü'nde görev yapmaktadır.Akçam, Alman İstihbaratının “Ermeni Soykırımını Araştırma Masası’nın” Hamburg İncelemeleri Enstitüsü görevlilerindendir. “Türk Ulusal Kimliği ve Ermeni Sorunu” , “Türkiye’yi Yeniden Düşünmek” adlı kitaplarında, yazılarında ve konuşmalarında hararetle Ermeni olaylarını “soykırım” diye adlandıran, Kurtuluş Savaşı’na ve Cumhuriyete yönelik ağır ithamlarda bulunan Akçam’ın yalanlarından biri şudur: “Ermeni soykırımı olmasaydı Ulusal Kurtuluş Savaşı diye bir şey olmazdı.” (Türkiye’yi Yeniden Düşünmek, s.58). “Türkiye’nin haksız bir devlet olduğunu kanıtlayacağım..” (www.his.online.de/mitarb/akcam.htm) diyen Akçam’ın patronu Tessa Hafman, Akçam’ı şöyle tebrik etmiştir: “Taner Akçam aferin! Türk Kurtuluş Savaşı’nın, Ulusal Devleti kuran savaşın aslında bir soykırım olduğunu bir Türk olarak ispatlamıştır.” Hasan Yalçın, “Dönekler” adlı kitabında halkı olarak Dr. Taner Akçam’ın uzmanlık alanını “Türkiye Düşmanlığı” olarak adlandırmıştır.

Başbakan Tayyip Erdoğan eğer Halil Berktay’ı ve Taner Akçam’ı fazla ciddiye almaya başlarsa yakında bir “Ermeni” bir de “Rum” açılımıyla karşılaşabiliriz.

Bunların dışında Cumhuriyet tarihi yalanlarına sıkça başvuran ve Başbakanı etkilediğini düşündüğüm belli başlı yazarlar şunlardır:

·    Burhan Bozgeyik, “Çerkez Ethem” ve “Mustafa Kemal’e Karşı Çıkanlar”.

·    Cemal Kutay, “Çerkez Ethem Hadisesi”,

·    Ahmet Kabaklı, “Temellerin Duruşması”

·    Hasan Hüseyin Ceylan, “Din Devlet İlişkileri”, (3 cilt).

·    Mustafa Müftüoğlu, “Yalan Söyleyen Tarih Utanasın” (10 cilt).

·    Nihal Atsız, “Türk Ülküsü” ve “Dalkavuklar Gecesi”

·    Vehbi Vakkasoğlu, “Son Bozgun” ve “Bu Vatanı Terk Edenler”.

·    Mustafa Armağan, “Yakın Tarih Küller Altında” (3 cilt)

·    Sevan Nişanyan, “Yanlış Cumhuriyet”

·    Emre Aköz, “yazılarında”

·    Prof Mümtazer Türköne, “yazılarında”

·    Ayşe Hür, “yazılarında”

·    Prof Murat Belge, “yazılarında”

·    Engin Ardıç, “yazılarında”


Ayrıca, Prof Mete Tunçay, Dr. İsmail Beşikçi, Prof Eric Jan Zürcher, Prof Vamık Volkan, Prof Şerif Mardin, Prof. Baskın Oran gibi akademisyenler de kitaplarında ve yazılarında zaman zaman Cumhuriyet tarihi yalanlarına başvurmuşlardır.

Bütün bu isimlere ekleyecek daha çok isim var ama yeter; mesele anlaşılmıştır sanırım….

TARİHLE OYUN OYNAMANIN SONU

“Kitap okumadığını” bizzat itiraf eden Tayyip Erdoğan’ın bu tarihçi/yazarları hangi ara okuyup onlardan etkilendiğini sorabilirsiniz! Haklısınız… Başbakanın bu tarihçi/yazarların birçoğunu ismen bile tanımadığını düşünüyorum, ama bildiğiniz gibi Başbakanın “çok bilen” danışmanları var. Bütün bu tarihçilerden etkilenerek Başbakanı da bu doğrultuda yönlendirenler onlar olsa gerek! Başbakan Tayyip Erdoğan bu “yanlış” ve “çarpıtılmış” tarihi benimsemiştir.

Ancak Başbakan'a er ya da geç, tarihle oyun oynanmayacağını, bizzat tarih gösterecektir.

Sinan MEYDAN
Odatv.com
24.08.2010



Kaynak: ODA TV

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Motorcular.com

mini2017kontrol0001881