|
Kaydol
Okunma: 2841
Mümtazer Türköne’nin Cehaleti (!) PDF Yazdır E-posta

Bu “Cumhuriyet tarihi yalancıları”na cevap vermeye yetişemiyorum doğrusu… Bir yalanlarını cevaplıyorum, derken yeni bir yalanla karşılaşıyorum!..

Bu “cumhuriyet tarihi yalancıları”, Cumhuriyete ve Atatürk’e saldırmak için hiçbir fırsatı kaçırmıyorlar; özellikle Cumhuriyet tarihinin önemli günlerinde, o günlerin coşkusunu azaltmak, o günleri coşkuyla yaşamak isteyen insanların kafasını karıştırmak için hemen harekete geçip yeni “yalanlar” üretiyorlar.

Örneğin, bu yıl; önce 23 Nisan, sonra da 19 Mayıs, bu Cumhuriyet tarihi yalancılarınca aynı yöntemle “sabote edildi”.

Hatırlarsınız! “23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” sırasında Prof. Cemil Koçak, “23 Nisan’ı çocuk bayramı yapanın Atatürk olmadığını” iddia etmişti. Şimdi de, Prof. Mümtazer Türköne, “19 Mayıs Atatürk’ü Anma ve Gençlik ve Spor Bayramı”nın Faşist İtalya’dan alınan faşist bir ritüel olduğunu” iddia etti.

Prof. Cemil Koçak’ın ve Prof. Mümtazer Türköne’nin “kim olduğunu” çok iyi biliyorsunuz! Bu nedenle onlardan söz etmeyeceğim…

Ben bu yazımda, Mümtazer Türköne’nin “19 Mayıs kutlamaları Faşist İtalya’dan alınmıştır” iddiasına cevap vereceğim.

Önce, Zaman yazarı Mümtazer Türköne’nin kurtuluş mücadelesinin başladığı 19 Mayıs kutlamaları için "Faşist bir ritüel" dediği o yazısından bazı bölümler okuyalım: 

"Yobazlık tam olarak böyle bir şey olmalı. Bir şeyi hiç sorgulamadan, anlamı üzerinde hiç düşünmeden, bir çift öküzün tarla sürerken yanında gördüğü izi takip etmesi gibi hûşû içinde tekrarlamak. 19 Mayıs kutlamaları 1932'nin faşist İtalya'sından alınma. Neden değiştirmek aklımızdan bile geçmiyor?"

"40 yıl öncesinin gençliği ile bugünün gençliğinin noktasından virgülüne kadar aynen yaptığı yegâne şey 19 Mayıs kutlamaları olmalı. Mayıs ayını başından sonuna eğitim ve öğretim amaçları dışına çıkartan garip bir ritüel. Beden eğitimi öğretmenlerinin bütün kontrolü ele aldığı, diğer öğretmenlerin mecburen anlayış gösterdiği bir eğitim ve öğretim boşluğu. Neden? Herkes 19 Mayıs provaları ile meşgul. 1930'ların İtalya'sında kalan faşist gençlik eğitimi uygulamalarını, olduğu gibi tekrarlamak için.”

"Bize düşen, gençlerimize vermemiz gereken, bilimin aydınlığında eleştirel aklın rehberliğinde şu soruyu sormak: Faşizmin dünyada bizden başka örneği olmayan bu ritüelini, koca koca adamların ciddi ciddi emek harcadığı, önemsediği bu müsamereyi üzerinde hiç düşünmeden ve sorgulamadan neden tekrarlıyoruz?"

Görüldüğü gibi “büyük profesör!” Mümtazer Türköne, “19 Mayıs kutlamalarının 1930’ların ‘faşist İtalya’dan alındığını” iddia ederek, kendince Atatürk’ü ve Cumhuriyeti “faşistlikle” suçluyor; suçluyor ama kelimenin tam anlamıyla yine baltayı taşa vuruyor.

Neden mi?

Şöyle ki: “Büyük profesör” Türköne’nin 1930’ların faşist İtalya’sından alınma olduğunu iddia ettiği 19 Mayıs kutlamaları, 1916 yılından beri Osmanlı’da kutlanan “İdman Şenliği”nden esinlenerek gerçekleştirilmiştir.

Üstelik “İdman Şenliği”nin kutlandığı ay da yine Mayıs ayıdır.

Türk spor tarihinin ilk bayramı olarak değerlendirilebilecek İdman Şenliği, 12 Mayıs 1916 tarihinde Kadıköy’deki “Papazın çayırı” olarak bilinen, o zamanki adıyla “İttihatspor Sahası”, şimdiki adıyla “Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu Stadı”nda gerçekleştirilmiştir. Beden eğitimci Selim Sırrı Tarcan’ın Yüksek Öğretmen Okulu öğrencileriyle toplu olarak gerçekleştirdiği bu şenlik, Osmanlı ülkesinde, sporun bir ‘bayram’ nedeni olarak algılandığını göstermesi bakımından ilgi çekicidir[1]

12 Mayıs 1916’da Kadıköy’de “Papazın çayırında” kutlanan “İdman Şenliği”ni anlamak için Osmanlı Genç Dernekleri’ni bilmek gerekir.

Osmanlı Güç (Genç-İzci) Dernekleri, 1914 yılında kurulmuştur. Genç Dernekleri’nin kuruluş nizamnamesinin 1. maddesi şöyledir:

“Genç evladı memleketi maddeten ve manen vatan müdafaasına hazırlamak ve ölünceye kadar kavi ve sağlam bir vatansever hasletini muhafaza etmesini temin maksadıyla berveci ati güç dernekleri teşkil olunur.

Evvela umum resmi mekteplerde, medreseler ve resmi, müesseslerde mecburi olarak genç dernekleri teşkil olunur. (…)”

Güç Dernekleri Nizamnamesi’nin 2. maddesine dayanılarak Harbiye Nezareti tarafından “Güç Dernekleri Talimatı” yayınlanmış ve Harbiye Nezareti’nde bir “Osmanlı Güç Dernekleri Müfettişi Umumiliği” kurulmuştur. [2]

“Harbiye Nezareti’ne Merbut (bağlı) Osmanlı Güç Dernekleri Talimatı, 1330 (1914)”

“Osmanlı Güç Dernekleri ve buna bağlı bulunan izcilik dernekleri, askerliğe hazırlık mahiyetindedir. Resmi okullar müesseseler, medreseler için mecburi; özel okullar, ekalliyet (azınlık) okulları ve halk teşekkülleri için ihtiyaridir (seçmelidir).”[3]

Görüldüğü gibi, Birinci Dünya Savaşı’nın başında, 1914 yılında, İttihatçılar, gençleri bedenen ve ruhen “idmanlı” ve “formda” tutmak için “Osmanlı Güç (Genç) Dernekleri”ni kurmuşlardır ve işte bu “Genç Dernekleri”, ilki 12 Mayıs 1916 olmak üzere “İdman Şenlikleri” düzenlemeye başlamıştır.

Şimdi sıkı durun! Çünkü şimdi “büyük profesör” Mümtazer Türköne gibilerin bilmedikleri, bilmek istemedikleri, onları çok şaşırtacak bir gerçeği açıklayacağım!

12 Mayıs 1916 tarihinden itibaren “İdman Şenlikleri” düzenlemeye başlayan bu Genç Dernekleri’nin 1916’daki Genel Müfettişi, Mustafa Kemal ATATÜRK’tür.

O günlerde sona ermiş olan Çanakkale Savaşı’nın Anafartalar kahramanı Mustafa Kemal, Harbiye Nezareti tarafından, 1915 yılı Aralık ayı başında “Osmanlı Genç Dernekleri Müfettişi Umumiliği’ne” atanmıştır. Bu atamanın temel nedeni, Mustafa Kemal’le yıldızı bir türlü barışmayan Enver Paşa’nın, Mustafa Kemal’i etkisiz bir görevle “oyalamak” istemesidir. Ancak Mustafa Kemal “Osmanlı Genç Dernekleri Müfettişi Umumiliği” görevini gayet ciddiye alarak bazı önemli çalışmalar yapmıştır.

Mustafa Kemal’in bu görevdeyken yaptığı en önemli çalışmalardan biri “spor ve benden eğitimi” konusunda bir rapor hazırlayıp dönemin hükümetine sunmasıdır.

Mustafa Kemal’in o raporundaki bazı bölümler şunlardır:

“Harbiye Nezareti Osmanlı Genç Dernekleri Müfettişi Umumiliği

No: 11

Makam-ı Celil-i Uzma’ya

Mahrem

(...)

Orduyu terhis ızdırabında bulunan yeni hükümet, 12 yaşından itibaren gençleri vatani ve milli bir gaye ve terbiye ile, yaşları ile mütenasip, fenni ve yeknesak bir surette yetiştirmek mecburiyetindedir. Bu bakımdan milletin en aydınlarını teşkil eden subaylardan okullarda ve genellikle dernekler teşkilatında öğretmen ve rehber sıfatıyla tercihen faydalanılması lazımdır. Bu suretle subaylarımızın hükümete mali bir yük teşkil etmeyecekleri gibi, en yararlı bir vazife ile görevlendirilmiş olacaklardır. Genç Dernekleri Teşkilatı’nı verimli esaslara istinat ettirmek için Milli Savunma, Milli Eğitim ve Evkaf Bakanlıkları ile mahalli belediyeler ve teşkili düşünülen Cemaat-ı İslamiye’nin müşterek yardımları sağlanmalıdır. Genç Dernekleri Umumi Müfettişliği’ne bağlı olmak üzere bölgelere göre dernekler müfettişlikleri ihdas edilmelidir. Okullarımızda mesleki ve bedeni eğitim konusunda esaslı bir program ve faaliyet yoktur. Kulüplerde gençler, basit oyunlar ve fikirleri zehirleyen politika ile meşgul oluyor. Gençliğin gelişmesine yararlı başka bir cemiyet hemen yok gibidir. Bu gibi kulüp ve cemiyetlerde sağlığı koruma, iyi geçinme, fikri eğitim, anatomi ve fizyolojiye ait umumi derslerin konusu bile yer almıyor. (…) Son zamanlarda Milli Eğitim okullarında sınırlandırılan beden eğitimi ders saatleri arttırılmalı, Genç Dernekleri ile alakalı görev ve kuruluşlar devam ettirilmeli ve köylere kadar esaslı bir şekilde yayılmaları sağlanmalıdır. Spor kulüplerinin ıslahı ile müdavimlerine gençlik dernekleri teşkilatı ile de münasebet teşkil etmeleri kabul ettirilmelidir. Gerek okullarda, gerek spor kulüplerinde ve cemiyetlerde Genç Dernekleri kıyafetinin kabulü, sağlığı koruma, sosyal eğitim, fizyoloji ve anatomi derslerinin öğretimi ve umum için gece derslerinin ihdası temin edilmelidir. Cüz’i de olsa, bütçenin müsaadesi nispetinde ödenek sağlanmalıdır. Bütün Genç Dernekleri’nin teşkilatına girecek olan fakir çocuklara memleketin sanatı ile mütenasip iş bulup sanatkar olarak yetiştirilmek sureti kişisel çalışmalarına dayanan geçimlerini sağlamaları öngörülmektedir. Terbiyevi ve İçtimai Genç Dernekleri Mecmuası’nın eskiden olduğu gibi yayımına devam edilmelidir. Vaktiyle astsubay okullarına 13-14 yaşındaki öğrencinin bile çantasız, silahlı talim ve terbiyeyi ifaya muktedir olduğunun tecrübe edilmesini istemiş idim. Bu talebim is’af edilmiştir. Binaenaleyh, kulüp ve okullarda nişan taliminin milli bir eğlence tarzından ihdası, milli bayramların ihyası ele alınmalıdır. İzci, keşşaf veya spor kulübü adı altında vücuda getirilecek bütün teşkilat, Genç Dernekleri meyanında addedilerek, dernekler genel müfettişliğine bağlı olmalıdır. (…)

Genç Dernekleri Umumi Müfettişi Miralay Mustafa Kemal”
[4]

Mustafa Kemal’in “spor ve beden eğitimi” konusunda hükümete önerileri, onun Osmanlı’da “sporun” ve “beden eğitimin” yaygınlaştırılmasını istediğini ve gençlerin askeri, kültürel, sosyal ve toplumsal gelişimleri için spor ve beden eğitiminin çok önemli olduğunu düşündüğü göstermektedir.

Mustafa Kemal’in Osmanlı Hükümeti’ne verdiği bu raporun 11. Maddesindeki “milli bayramların ihyası ele alınmalıdır.” ifadesi çok dikkat çekicidir. Mustafa Kemal’in bu önerisi dikkate alınarak 12 Mayıs 1916 tarihinden itibaren Osmanlı’da bir “milli bayram” havasında “İdman Şenlikleri” düzenlenmeye başlanmıştır.

Araştırmacı Ergun Hiçyılmaz, 11 Şubat 1977 tarihinde Tercüman gazetesinin spor sayfasında, Mustafa Kemal’in bu raporunu yayımlamış ve şu değerlendirmeyi yapmıştır:

“İzcilik (keşşaflık), bu biçim ve özle oluşurken Atatürk, Genç Dernekleri Müfettişi olarak spor ve gençlik kavramının tam içinde bulunuyordu. Miralay (Albay) rütbesindeki Atatürk, hem denetleyici hem de uygulama alanının içinde faal bir sporcu olarak çalışıyordu. Mustafa Kemal, bu çalışmalar sonunda elde ettiği bilgileri, bulduğu çareleri sıralıyordu. Mustafa Kemal, Genç Dernekleri yönetmeni olarak hazırladığı bu raporu Harbiye Nezareti’ne vermişti.” [5]

Hükümet, Mustafa Kemal’in raporunu dikkate almış ve 17 Nisan 1916 günü “Genç Dernekleri Teşkili Hakkında Kanunu Muvakkat ve Talimatnamesi”ni yürürlüğe koymuştur.[6] 

Genç Dernekleri Talimatnamesi’nin 12. Maddesi’nde, “Umum Osmanlı Genç Derneklerinin yürüyüş halinde ‘Dağ Başını Duman Almış’ şarkısını terennüm edecekleri” belirtilmiştir. [7]

Bu marş, İsveçli besteci Feliks Körling’e aittir. Yüksek Beden Eğitimi öğrenimi aldığı İsveç’ten yurda dönen Selim Sırrı Tarcan, bu marşı getirip güfte yapılması için Ali Ulvi Bey’e vermiştir. 1915 yılında güfte yapılan bu marş, ilk defa İstanbul Erkek Öğretmen Okulu’nda söylenmiştir. İlk söylenişinden itibaren çok beğenilen bu marş çok kısa bir zamanda yurdun dört bir yanına yayılmıştır.

İşte, daha sonra Kurtuluş Savaşı’nın ve Atatürk Devrimi’nin “Gençlik Marşı” biçiminde dillere düşecek olan bu “Dağ Başını Duman Almış” marşı, 12 Mayıs 1916 tarihinde, Kadıköy’de Papazın çayırında yapılan o ilk “İdman Şenliği”nde Selim Sırrı Tarcan tarafından şenliğe katılan öğrencilerce seslendirilmiştir. [8]

Mustafa Kemal’in Genç Dernekleri Başkanı iken hükümete verdiği rapor doğrultusunda Selim Sırrı Tarcan’ın hazırladığı “Genç Dernekleri Kanunu Muvakkat Talimatnamesi”nin 12 maddesinde yer alan “Dağ Başını Duman Almış” marşını çok geçmeden Mustafa Kemal de öğrenmiştir.[9]

Mustafa Kemal, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkmış ve bir hafta kadar sonra da Samsun’dan Havza’ya geçmiştir. Mustafa Kemal 1919 Haziranı’nda Samsun’dan Havza’ya giderken, otomobilinin bozulması üzerine, otomobilinden inerek mahiyetindekilerle birlikte yürümeye başlamıştır. İşte bu yürüyüş sırasında bir ara dudaklarından, bu “Dağ Başını Duman Almış Marşı” dökülmeye başlamıştır.

Mustafa Kemal’in Kurtuluş Savaşı’na başlarken bizzat söylediği “Dağ Başını Duman Almış Marşı”, Kurtuluş Savaşı’ndan sonra Cumhuriyetin en önemli “sembol” marşlarından biri olarak sıkça söylenmeye başlanmıştır.

20 Haziran 1938 tarihinde 19 Mayıs, Gençlik ve Spor Bayramı olarak kabul edilirken bu bayramın marşı olarak da “Dağ Başını Duman Almış Marşı” kabul edilmiştir. [10]

Cumhuriyet’in ilk yıllarında spor ve beden eğitimi konusunda Osmanlı Devleti’nden aynen devralınan Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı, Türkiye Cumhuriyeti’nin, sporu ulusal ölçekte örgütleyen ilk üst spor kurumu olma özelliğini taşımıştır. Kurum, 1923 yılında yürürlüğe giren bir kararnameyle, ‘kamu yararına hizmet eden kurumlardan biri’ olarak kabul edilmiştir. Bu karar, “devrimci kadronun” sporu kamu hizmeti olarak gördüğünü gösteren önemli bir belge niteliğindedir. Ancak şunu da belirtmek gerekir ki, Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı, “federatif” bir yapı içinde, özel kulüplerin kendi kendilerini yönetimi ilkesiyle çalışmakta ve sporu kişilerin / kulüplerin malı olarak kabul etmektedir. Cumhuriyet yönetimi, sporun örgütlenmesini kulüplerin kendilerine bırakmıştır. [11] Yani “faşist” değil “özgürlükçü” ve “özerk” bir anlayış söz konusudur.


Şimdi taşları üst üste koyalım:

« 1914 yılında “Osmanlı Güç (Genç) Dernekleri” kurulmuştur.

« Mustafa Kemal,  Aralık 1915’te “Genç Dernekleri Genel Müfettişliği”ne atanmıştır.

« Genç Dernekleri Genel Müfettişi Mustafa Kemal, 1916 yılı başlarında hükümete “spor ve beden eğitimi” konulu bir rapor vermiştir.

« Mustafa Kemal’in Osmanlı Hükümeti’ne verdiği bu raporun 11. Maddesindeki “milli bayramların ihyası ele alınmalıdır.” ifadesi çok dikkat çekicidir.

« Bu rapor doğrultusunda Selim Sırrı Tarcan tarafından hazırlanan “Genç Dernekleri Teşkili Hakkında Kanunu Muvakkat ve Talimatnamesi”, 17 Nisan 1916 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

« Genç Dernekleri Talimatnamesi’nin 12. Maddesi’nde, “Umum Osmanlı Genç Derneklerinin yürüyüş halinde ‘Dağ Başını Duman Almış Marşı’nı söyleyecekleri”,  belirtilmiştir.

« 12 Mayıs 1916 tarihinde Kadıköy’de Papazın çayırında, Selim Sırrı Tarcan başkanlığında ilk “İdman Şenliği” düzenlenmiştir. Tarcan, bu şenlikte “Dağ Başını Duman Almış Marşını” söyletmiştir.

« Mustafa Kemal, Haziran 1919’da Samsun’dan Havza’ya giderken “Dağ Başını Duman Almış Marşını” söylemiştir.

« 20 Haziran 1938 tarihinde 19 Mayıs, “Gençlik ve Spor Bayramı” olarak kabul edilirken “Dağ Başını Duman Almış Marşı” da bu bayramın marşı olarak kabul edilmiştir.

Kısacası, 19 Mayıs kutlamaları,“büyük profesör” Mümtazer Türköne’nin iddia ettiği gibi 1930’ların faşist İtalya’sından alınmış “faşist bir ritüel” değil; ilki 12 Mayıs 1916’da Osmanlı’da kutlanan “İdman Şenliği”nden esinlenerek 1938’den itibaren kutlanmaya başlanmış “gençlik ve spor” bayramıdır. Üstelik bu öyle bir esinlenmedir ki, 1916’daki “İdman Şenliği”nde kullanılan “marş” bile aynen 1938’de kutlanmaya başlanan 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı”nda kullanılmıştır.

Ayrıca, 19 Mayıs, Atatürk döneminde (ki bu bir yıldır) sadece “Gençlik ve Spor Bayramı” olarak kutlanmıştır. 19 Mayıs’ın “Atatürk’ü Anma ve Gençlik ve Spor Bayramı” olarak kutlanması” 12 Eylül Darbesi’nden sonradır.


“Ölümsüz olmak için şehirlerin temellerine sığınmak gerekmez” diyerek adını hiçbir şehre vermeyen Atatürk, hatırlanmak için de hiçbir bayrama adını vermemiştir.


Şimdi “büyük profesör” Mümtazer Türköne’nin şu satırlarını tekrar hatırlayalım:

“Yobazlık tam olarak böyle bir şey olmalı. Bir şeyi hiç sorgulamadan, anlamı üzerinde hiç düşünmeden, bir çift öküzün tarla sürerken yanında gördüğü izi takip etmesi gibi hûşû içinde tekrarlamak…”

Ve şimdi soralım!

Acaba öküz kim?

Not:
Fransa’da yayınlanan “L’ Auto” adlı Spor Dergisi, Kasım 1938 sayısında Atatürk’ü “Dünyada ilk defa beden eğitimini zorunlu kılan devlet adamıydı” diye tanımlamıştır.

Cumhuriyet tarihi yalancılarına cevap vermeye devam edeceğim...

Sinan MEYDAN

22.05.2011

Odatv.com

[1] Cem Atabeyoğlu, “Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Spor”, Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Türkiye Ansiklopedisi, C.6, s.1478; Kurthan Fişek, Türkiye Spor Tarihi, İstanbul, 1985, s. 88.

[2] Haluk San, Türk Spor Tarihinde Atatürk, 2.bs, İstanbul, 1999, s. 55,56.

[3] age, 56.

[4] “Atatürk Diyor ki”, İz Dergisi Özel Sayısı, Türkiye İzciler Birliği Yayını, 15 Aralık 1973, s.2; San, age, s.58-61.

[5] Tercüman, 11 Şubat 1977.

[6] San, age, s.62.

[7] age, s. 73.

[8] İbrahim Ural, Bu da Bilmediklerimiz, İstanbul, 2009, s.79.

[9] San, age, s.74.

[10] Meydan Larousse, C.5, s.98; San, age, s.74; Ural, age, s. 80.

[11] Hilal Akgül, “Cumhuriyet Dönemi Spor Adamlarından Burhan Felek” Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, S.49, C. XVII, Mart, 2001.

 

Kaynak: Oda TV

 

Yorumlar  

 
+2 #1 ENGİN 10-02-2012 13:46
sayın hocam bu gibi adamların nasıl prof olduğu ortada ama sizin gibi bilginlerin ışığının yanında türköne gibi yobazların ışığı sönük kalıyor.Kaleminize sağlık.
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Motorcular.com

mini2017kontrol0001881