|
Kaydol
Okunma: 6009
Artık O Yalanı da Söyleyemeyecekler PDF Yazdır E-posta

Prof. Tarık Zafer Tunaya, "Devrim Hareketleri İçinde Atatürk ve Atatürkçülük" adlı kitabında, “Müdafaa-i Hukuku yaratanlar, Atatürk ve Atatürkçüler değildi. Atatürk Samsun’a çıktığında hareket dernekler kurmuş, kongreler yapmaktaydı” demiştir.

Tunaya’nın bu tezi kısa sürede çok sayıda taraftar bulmuştur. Prof Eric Jan Zürcher ve Prof Bülent Tanör gibi tarihçiler bu teze dayanarak, “Kurtuluş Savaşı’nı Atatürk başlatmamıştır! Atatürk bu mücadeleye sonradan katılmıştır!” demeye başlamışlardır.

Prof. Yalçın Küçük, “Mustafa kemal Paşa ve arkadaşları Kurtuluş Savaşı’na sonradan katıldılar ve çöken düzene yakındılar. Sonradan geldiler, kendilerinden önce gelenleri ve daha önemlisi, Kemal Paşa, Fevzi Paşa ve İsmet Paşa triumvirası başlamış olan kurtuluş ve bağımsızlık hareketine göre daha tutucu olduğu için daha radikal olanları tasfiye etmek zorunluluğunu duydular…” diyerek, kendi ifadesiyle “Türkiye tarihini alt üst etmiştir!”. [2]

Bu akademik çıkışlardan sonra kadim “Atatürk düşmanları” devreye girmiştir: “siyasal İslamcılar” ve İkinci cumhuriyetçi “liberaller”, gazete köşelerinde ve televizyon ekranlarında “Kurtuluş Savaşı’nı Atatürk başlatmamıştır!” diye avaz avaz bağırmaya başlamışlardır.

Hiç kuşkusuz Atatürk’ü Atatürk yapan, dünyadaki ilk “antiemperyalist” mücadele olan Türk Kurtuluş Savaşı’dır. Dolayısıyla Atatürk’ü yok etmek isteyenler öncelikle bu yalana sıkıca tutunmuşlardır. Atatürk’ü ve Atatürk düşüncesini yok etmek isteyen “din simsarı yobazların” ve “faşist liboşların” gerçek amacı, hiç şüphesiz, Kurtuluş Savaşı konusundaki gerçekleri ortaya çıkarmak değildir; onların amacı öteden beri “gıcık oldukları” Atatürk’ü halkın gözünden düşürmektedir. Bir de “şovmenler” vardır ki, onların amacı “tarihi tersyüz ederek tatmin olmaktır”.

Evet “Anadolu direnişi”, ilk olarak toprağı işgal edilen, hanımına, kızına tecavüz edilen Türk halkı tarafından başlatılmıştır. Ancak bu direnişin topyekun bir bağımsızlık hareketi haline gelmesi, yani “Kurtuluş Savaşı” niteliğine bürünmesini sağlayan bizzat Mustafa Kemal Atatürk’tür. Üstelik, Prof. Yalçın Küçük’ün iddia ettiği gibi Atatürk sonradan bu mücadeleye katılmamış, Atatürk yola, “direniş fikrini” savunan ilk Kuvayı Milliyecilerden biri olarak çıkmıştır.

İşgalcilere karşı ilk kurşunun sıkılması, ilk direnişlerin başlaması, hatta direniş amacıyla yurdun değişik yerlerinde Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerinin kurulması başka şeydir; bu pasif direnişin örgütlenerek, sistematikleştirilerek ve merkezileştirilerek Kurtuluş Savaşı haline getirilmesi başka şeydir. Ve bu işi, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkan Atatürk yapmıştır. Amasya Genelgesi, Erzurum Kongresi, Sivas Kongresi, TBMM’nin açılması, düzenli ordunun kurulması ve bu sırada “akıllara durgunluk veren” bir telgraf trafiği ve yazışma ağıyla bütün asker sivil yetkililerin organize edilmesi, görevlendirilmesi ve yönetilmesi işini üzerine alan Atatürk, “dağınık halk direnişinden” sistemli bir yapı meydana getirerek, emperyalizme karşı dünyadaki ilk Kurtuluş Savaşı’nı vermiştir.

İşin bu boyutunu ortaya koyduktan sonra şimdi de “Atatürk’ten önce direniş başlamıştı” söyleminin “temelsizliğini” ortaya koyarak, “Anadolu direnişi düşüncesinin fikir babasının” da  Atatürk olduğunu kanıtlayacağım.

Uyanıklar, kavramları birbirine karıştırarak, halkın gönlündeki Atatürk sevgisini silmeye çalışmaktadırlar; ama yağma yok! Her şeyi anlayacak olgunlukta olan bu halkı kandırmanın öyle kolay olmadığını artık herkes görecektir.

ATATÜRK VE ANADOLU DİRENİŞİ DÜŞÜNCESİ


Atatürk, daha 1907 yılında öncelikle Anadolu’yu korumaktan ve Anadolu merkezli bir Türk devleti kurmaktan söz etmiştir. Atatürk, bu düşüncesini o günlerde, yakın arkadaşlarından Ali Fuat (Cebesoy)’la paylaşmıştır. Şimdi Ali Fuat Cebesoy’a kulak verelim:

“Mustafa Kemal, Misak-ı Milli’nin esaslarını 1907’de belirlemiş, yurdunu tehlikeden kurtarmak için ne gibi çareler düşünüp bulduğunu yürekli biçimde ortaya koymuştur.

Bu sevgili arkadaşımın düşüncelerini daha Karaferiye’deyken dinledim.

Mustafa Kemal, ilk çare olarak şöyle düşünüyordu.

‘Meşrutiyet, köhneleşmiş ve düzenini yitirmiş olan Osmanlı İmparatorluğu’nun gövdesi üzerine değil, aksine Türk çoğunluğun yaşadığı kısım üzerine oturtulmalı. Düşmanlarının yani, büyük devletlerin yapacağı bir ayıklama yerine devrim yönetimi kendi başına bir Türk devleti kurmalıdır.” [3]

Atatürk’e göre, Anadolu merkez olacak, Doğu ve Batı Trakya bizde kalacak, Edirne’nin kuzey sınırları Bulgaristan aleyhinde düzenlenecek, kıyılarımıza yakın adalar Türkiye’ye ait olacak, diğerleri Yunanistan’a verilecek, Türkiye’deki Rum, Bulgar ve Sırplar, dışarıdaki Türklerle mübadele edilecek, Türkiye’nin güney sınırı Hatay, Halep ve Musul’u içine alacak, diğer yerler Araplara bırakılacaktır. [4]

Görüldüğü gibi Atatürk’ün kafasında daha 1907 yılında “Anadolu merkezli bir ulus devlet” düşüncesi vardır.

Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında Atatürk’ün bu şaşırtan öngörüsü doğrultusunda bir politika izlenebilseydi belki de Balkan felaketi yaşanmayacak, Sarıkamış dağlarında ve Yemen çöllerinde yüz binlerce Mehmetçik telef olmayacaktı.

Atatürk, gerçekçi bir bakışla 1907 yılından beri öncelikle Anadolu’nun korunması ve Anadolu’ya önem verilmesi gerektiğini düşünmüş ve hep bu doğrultuda çalışmıştır.

İttihatçı Enver Paşa’nın kendisini Anadolu dışında uzak görevlere tayin etmesine karşı Atatürk, her seferinde bir bahaneyle ya görevi kabul etmeyerek ya da istifa ederek Anadolu ve civarında görev almayı başarmıştır. [5]

Suriye’de 7. Ordu Komutanı olduğu sırada Enver ve Talat Paşalara gönderdiği iki raporla (20 ve 24 Eylül 1917 tarihlerinde) ısrarla orduyu Arap çöllerinden ve Turan ellerinden çekerek Anadolu ve civarına kaydırmayı teklif etmiş ve askeri politikamızın bir savunma politikası olması gerektiğinin altını çimiştir ancak kimseyi ikna edememiştir. O da kendi imkanlarıyla, kendi bildiği şekilde mücadele etmiştir:

1918 Ekimi’nin sonlarında Halep’in kuzeyinde İskenderun önlerinde bir savunma hattı oluşturduktan sonra, Adana’da Yıldırım Orduları Komutanı olduğu kısa sürede (1-10 Kasım 1918), bir taraftan elindeki kuvvetleri organize etmiş, diğer taraftan da yetkilileri uyarmaya ve uyandırmaya çalışmıştır. Atatürk, Adana’da kaldığı yaklaşık 10 gün içinde Kurtuluş Savaşı’nın ön hazırlıklarına başlamıştır.

Atatürk, öncelikle 1-8 Kasım 1918 tarihleri arasında Adana’dan Ahmet İzzet Paşa’yla yazışmış gönderdiği raporlarla onu yaklaşmakta olan tehlike konusunda uyarmaya ve uyandırmaya çalışmıştır.

ATATÜRK’ÜN RAPORLARI: “İNGİLİZLERE SİLAHLA KARŞI KOYMAK”

Atatürk, Adana’dan Sadrazam Ahmet İzzet Paşa’ya gönderdiği raporlarda (telgraflarda) ülkenin içine düşürüldüğü durumu anlatmış ve kafasındaki silahlı direniş düşüncesinden söz etmiştir.

Bu raporlar, bir vatanseverin gerektiğinde kişisel çıkarlarını, rütbesini, makamını kısaca her şeyini bir kenara iterek doğru bildiği yolda sonuna kadar mücadele etmesi gerektiğini göstermektedir.

Atatürk’ün, Sadrazam İzzet Paşa ile yazışmalarına tanık olan Cevat Abbas (Gürer) bu konuda şu değerlendirmeyi yapmıştır:

“Atatürk’ün, Kilikya’yı ve Kilikya sınırlarını dahi bilmeyecek kadar gaflet göstermiş olan Sadrazamla Adana’dan makine başında saatlerce süren haberleşmesine şahit olmuştum.

Atatürk… Sadrazam Mareşal İzzet’i, devletin bulunduğu durum hakkında aydınlatmaktan kendisini alamıyordu. Fakat her defasında aldığı cevaplar pek sudan ve aldatıcı idi.” [6]

Atatürk, her türlü çabasına rağmen Osmanlı yöneticilerini bir türlü gaflet uykusundan uyandıramamıştır.

Atatürk, bir kere daha haklı çıkmıştır: Mondros’un mürekkebi daha kurumdan ilk işgaller başlamıştır, ama artık çok geçtir…

Atatürk’ün 1-8 Kasım 1918 tarihleri arasında Adana’dan Sadrazam Ahmet İzzet Paşa’ya gönderdiği raporlar Anadolu direnişine yönelik kayda geçirilmiş ilk ve tek resmi belgelerdir.

Bu raporlarda Atatürk, açıkça İngilizlere karşı silahla karşı koymaktan söz etmiştir.

Atatürk’ün bu raporlarından yükselen “isyan ateşi” Kurtuluş Savaşı’nın ilk kıvılcımıdır.

İşte o raporlardan bazı bölümler:

1.   Mütareke şartlarının ikinci maddesinin harfiyen uygulanması doğal ise de bu münasebetle karaya asker çıkarmaya dair mütarekede bir kayıt bulunmadığından müsaade edilmemiş ve görüşme memurları dönüp geldikleri gemiye gitmişlerdir.

2.   İskenderun’da İngilizlerin karaya çıkmasının gerekirse ateşle önlenmesini emrettiğim arz olunur.

3.   Çok ciddi ve samimi olarak arz ederim ki, mütareke şartları arasında yanlış anlamaları giderecek tedbirleri almadan orduları terhis edecek ve İngilizlerin her dediğine boyun eğecek olursak, İngilizlerin ihtiraslarının önüne geçmeye imkan kalmayacaktır.

4.   İskenderun’a her ne sebep ve bahane ile asker çıkarmaya teşebbüs edecek İngilizlerin ateşle engellenmesini… emrettim.

5.   İngilizlerin aldatıcı muamele, teklif ve hareketlerini İngilizlerden fazla haklı ve nazik gösterecek ve buna karşılık gönül alıcı emirleri uygulamaya yaradılışım elverişli değildir.

6.   Bugün Payas-Kilis hattına kadar olan toprakları isteyen İngilizlerin, yarın Toros’a kadar olan Kilikya mıntıkasını ve daha sonra Konya- İzmir hattının işgali lüzumu teklifinin birbirini kovalayacağı ve sonunda ordumuzun kendileri tarafından sevk ve dairesi ve hatta Osmanlı Bakanlar Kurulu’nun Britanya Hükümeti tarafından seçilmesi lüzumu gibi tekliflerin karşısında da kalmak uzak bir ihtimal değildir.

7.   Ben ne durumda bulunursam bulunayım, doğru olduğuna inandığım ve gerekenlere duyurulmasını yurt selameti icabı kabul eylediğim kanaatlerimi bildirmekten nefsimi alıkoymaya muktedir değilim. [7]

Özetlemek gerekirse bakın ne diyor Atatürk:

- İngilizlerin karaya asker çıkarmalarına izin vermedim!

-İngilizler İskenderun’a çıkarsa ateşle karşılanmalarını emrettim!

-Orduları terhis edersek ve İngilizlerin her dediğine boyun eğersek onların ihtiraslarının önüne geçemeyiz.

-İngilizlere nazik davranmaya yaradılışım elverişli değildir!

-İngilizlerin isteklerine karşı çıkmazsak, ordumuzun yönetilmesini ve hatta Osmanlı Bakanlar Kurulu’nun seçilmesini bile İngilizlere bırakmak zorunda kalırız.

-Hangi şartta olursam olayım, yurt selameti için doğru bildiklerimi söylemekten nefsimi alıkoymam!

Soruyorum şimdi: 1-8 Kasım 1918 tarihleri arasında İngilizlerle burun buruna, her türlü tehlikeyi göze alarak “düşman karaya ayak basarsa ateşle karşılık verilmesini emrettim” diyen Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı’nın başlamasında herhangi bir rolü yok mudur? Bu Atatürk mü Kurtuluş Savaşı’na sonradan katılmıştır? Dahası, o günlerde Atatürk dışında hiçbir asker ya da sivil, Genelkurmaya ve Hükümete “İngiliz işgaline karşı ateşle karşılık verilmelidir” biçiminde rapor yazma cesareti gösterebilmiş midir? Mondros’un hemen ertesinde açıkça düşmanla silahlı mücadeleden söz eden ve bu düşüncesini yetkililere gönderdiği raporlarla belgeleyen “Tek Adam”, Mustafa Kemal Atatürk değil midir? Şevket Süreyya Aydemir’in dediği gibi:

“Yeni devlete çıkan yolun ilk ve en dumanlı işaretleri, sanıyorum ki Mustafa Kemal’in 1 Kasım 1918 ile 7 Kasım 1918 arasında Adana’da geçen 7 günlük Yıldırım Ordular Grubu Kumandanlığı zamanındaki buhran günlerinden başlar” [8]

Bütün bu gerçekleri tarih ayan beyan kaydetmiş olmasına karşın, öteden beri Atatürk’e saldıran “yobazlar” ve “dönme liboşlar”, “Kurtuluş Savaşı’nı Atatürk başlatmamıştır! Atatürk Kurtuluş Savaşı’na sonradan katılmıştır!” ve hatta “Atatürk İngilizlerin ajanıdır!” demek için, Atatürk’ün 1-8 Kasım 1918’de Adana’dan Osmanlı Sadrazamı ve Harbiye Nazırı Ahmet İzzet Paşa’ya gönderdiği bu raporları görmezden gelmişlerdir.

MÜSAADE EDİN VATANIMA HİZMET EDEYİM

Atatürk’ün uyarılarına kulak tıkayan Sadrazam Ahmet İzzet Paşa, 8 Kasım 1918’de istifa etmiştir. 9 Kasım 1918’de İngiliz ve Fransız kuvvetleri İskenderun’u işgal edip şehre törenle bayrak çekmişlerdir.

10 Kasım 1918’de Yıldırım Orduları Grubu kaldırılarak Atatürk İstanbul’a çağrılmıştır. Atatürk, bu çağrıyı yapan Ahmet İzzet Paşa’ya, son bir umutla şöyle seslenmiştir:

“Orduları dağıtalım, fakat unvanı koruyalım… Müsaade edin, en ufak bir müfreze halinde dahi olsa, bu unvanla ben onun kumandanlığıyla yetinir ve vatanıma hizmet ederim”[9] Atatürk’ün bu isteğine Sadrazam Ahmet İzzet Paşa’nın yanıtı sert olmuştur: “Siz mağlup devletimize karşı bütün mağlup devletleri tekrar tahrik ve devletimizin temellerini tahrip mi etmek istiyorsunuz?” [10] Zavallı İzzet Paşa, ortada bir devletin kalmadığını görememiştir.

Burada ister istemez insanın aklına, Sadrazam Ahmet İzzet Paşa ve diğer Osmanlı yöneticileri Atatürk’ün raporlarını dikkate alsalardı ve Yıldırım Orduları Grubu’nu dağıtmayarak Atatürk’e hareket serbestliği tanısalardı acaba İngilizler ve Fransızlar Anadolu’ya ayak basabilir miydi? diye sormak geliyor. Bence, eğer Osmanlı yöneticileri biraz cesur olabilselerdi ve biraz da düşmanlarını tanısalardı. Atatürk Anadolu’nun işgaline engel olabilirdi. Ama onlar Atatürk’ün aksine İngilizlerin merhametine, İngilizlerin centilmenliğine sığındılar!

Her şey bu kadar açıkken, sevgili Yalçın Küçük, Atatürk’ün Adana’da Yıldırım Orduları Komutanı olduğu dönemdeki gelişmeleri maalesef çarpıtmıştır. Küçük, “Mondros Bırakışması’ndan sonra Mustafa Kemal Paşa’nın birliklerini bırakarak kuvveti olmayan bir general… kendini kızağa aldırmış bir kamu görevlisi olarak, İstanbul’da yaşaması çok düşündürücüdür. Bunun üzerinde düşünmeden bilim ve tarih yazımı olacağını sanmıyorum. Başkaları var; Mondros Bırakışması’na karşın birliğini ve silahlarını bırakmayan ve bu nedenle daha sonra Büyük Britanya işgalcileri tarafından savaş suçlusu sayılan generaller biliniyor.” demiştir. [11] Hangisini düzelteyim? Baştan aşağı yalan, yanlış, mantık hatasıyla dolu bir analiz!..

Birincisi, daha önce de anlatıldığı gibi Atatürk, Adana’dan İstanbul’a birliklerini bırakarak, kendiliğinden gitmemiştir. Ahmet İzzet Paşa Hükümeti, Yıldırım Orduları Grubu’nu kaldırarak Atatürk’ü İstanbul’a çağırmıştır. Üstelik Atatürk, her türlü riski göze alarak, bu karara itiraz etmiştir, ama İstanbul Hükümeti’ne dinletememiştir. İkincisi, Atatürk İstanbul’a Yalçın Küçük’ün değimiyle “yaşamak için!” gitmemiştir. İleride anlatılacağı gibi, Atatürk İstanbul’da kaldığı altı ay boyunca Anadolu’daki Milli hareketin altyapısını oluşturmuş, “gizli kurtuluş planları” hazırlamıştır.[12] Son olarak da, Mütareke’ye rağmen silahlarını bırakmayan sadece Medine komutanı Fahrettin Paşa’dır. Yakup Şevki Paşa ve Ali İhsan Sabis Paşa Malta’ya sürülmüştür, ama bu komutanların hiçbiri “birliğini ve silahını bırakmadığı için değil”, Ermeni olaylarına katılmak gibi başka nedenlerle tutuklanıp Malta’ya sürülmüşlerdir. [13]

Yalçın Küçük’ün  bu ve benzeri iddialarına Turgut Özakman, “Vahdettin, Mustafa Kemal ve Milli Mücadele” adlı dev eserinde belgeli cevaplar vermiştir.

***

10 Kasım 1918’de Atatürk, Adana’dan bir terenle İstanbul’a hareket etmiştir.

11 Kasım 1918’de Tevfik Paşa Hükümeti kurulmuştur.

13 Kasım 1918’de İstanbul İtilaf devletlerince fiilen işgal edilmiştir. Aynı gün öğlen saatlerinde Atatürk de İstanbul’a gelmiştir.

Ancak Atatürk, Adana’dan İstanbul’a doğru hareket etmeden önce ilk kurtuluş planlarını yapmış ve direnişin ilk hazırlıklarını başlatmıştır. Atatürk bu amaçla önce Güneyde milli bir sınırın elde bulundurulmasını, daha sonra da barış görüşmelerinde Türkiye’ye dayanak oluşturabilecek bir kuvvetin oluşturulmasına çalışmıştır.

“Zaten Mustafa Kemal o tarihlerde bu amaca uygun bir şekilde emrindeki Yıldırım Orduları Grubu ile Musul cephesindeki 6. Ordu kıtaları içinde bu ordunun komutanı ile haberleşerek imkan ölçüsünde gereken tedbirleri aldırdı. Bu ordulara bağlı kuvvetleri, Torosların üst tarafına, İç Anadolu’nun muhtelif yerlerine ihtiyaca göre dağıtmak ve yerleştirmek, fazla silah ve yedek cephanelerle lüzumlu harp malzemesini güvenilir yerlere taşıtmak için planlar hazırlamaya ve ilgili komutanlara emirler ve direktifler vermeye başladı. Elindeki kuvvetleri, geçirdikleri bütün badirelere rağmen gerçek bir ordu haline getirmek, düzenlemek ve takviye etmek, gerekince bu kuvvetlerle Türk’ün hak ve istiklalini korumak istiyordu”[14]

Güney cephesinin oluşmasında Atatürk’ün Adana’daki çalışmalarının çok önemli bir yeri vardır. Kurtuluş Savaşı’nın Samsun’dan önce Adana’da başladığını ileri sürmek abartılı bir değerlendirme olmasa gerekir.

İLK DİRENİŞ YUVALARI

Atatürk, önce 7. Ordu, daha sonra da Yıldırım Orduları Komutanı’yken emrindeki komutanlara, Anadolu’nun muhtemel işgaline karşı halkı gizlice örgütleme emri vermiştir.

Atatürk, öteden beri tanıyıp güvendiği yakın cephe arkadaşlarıyla görüşmeler yapmış, daha o günlerde bir “kurtuluş ekibi” oluşturmaya çalışmıştır.

Atatürk’ün komutasındaki 7. Ordu’ya bağlı 3.Kolordu’nun komutanı Miralay İsmet (İnönü) Bey, 20. Kolordu’nun komutanı ise Ali Fuat (Cebesoy) Paşa’dır.

Atatürk daha önce Doğu Cephesi’nde 16. Kolordu Komutanı olarak görev yaptığı sırada da Kazım Karabekir Paşa’yla birlikte çalışmıştır.

İleride Kurtuluş Savaşı için bir araya gelecek olan bu dört paşadan üçü, Suriye-Filistin cephesinde 7. Ordu içinde bir araya gelmiştir.

Atatürk, “Anadolu direnişi” düşüncesini ilk olarak Adana’da Ali Fuat ve İsmet Paşalarla paylaşmıştır.

İç ve Güney Anadolu’da ilk direniş yuvalarının oluşturulmasında Atatürk’ün yönlendirici çabalarının çok önemli bir yere sahip olduğunun en açık kanıtlarından biri de Atatürk’ün Adana’da Ali Fuat Paşa’ya verdiği kritik görevdir.

ADANA MÜLAKATI

Atatürk, Ali Fuat Paşa’yı çağırarak onunla Adana’da 4 Kasım 1918’de bir görüşme yapmıştır. “Adana mülakatı” diye bilinen bu görüşmede Atatürk, Ali Fuat Paşa’ya birkaç gündür Ahmet İzzet Paşa’yla yaptığı yazışmalardan söz etmiş, Mondros’un bozulmasından korkan hükümetin tereddüt içinde olduğunu belirtmiş, ancak Ahmet İzzet Paşa Hükümeti yerine kurulacak bir hükümetin bu kadar bir varlık bile gösteremeyeceğini anlatmıştır. Daha sonra da bu zor günlerde Anadolu’yu savunabilmek için birlikte hareket etmeyi ve ilk aşamada da İç ve Güney Anadolu’da “direniş yuvaları” oluşturmayı teklif etmiştir.

Ali Fuat Cebesoy, “Milli Mücadele Hatıraları” adlı anılarında bu görüşmeyi ayrıntılı olarak anlatmıştır. Şimdi Ali Fuat Paşa’ya kulak verelim:

“Vardığımız müşterek kanaat şu idi: İngilizler ve onu takiben diğer itilaf devletleri mütareke filan dinlemeyecekler, emrivakilerle memleketimizi işgal edecekler. Türk ordusunun hudut boylarındaki kısımlarını esir almaya kalkışacaklar veyahut bunları memleket içine sokulmak zorunda bırakılarak terhisini sağlayacaklardı. Vatanımızı her türlü müdafaa ve mukavemet vasıta ve imkânlarından mahrum bıraktıktan sonra arzularını zorla ve baskı ile kabul ettireceklerdi. Musul’un işgali ve İskenderun hadisesi ve nihayet İngiliz mütareke heyetinin yersiz talepleri bunun açık birer delili idi. Padişah kendi tahtını düşünecekti.

Mustafa Kemal Paşa:

‘Artık milletin bundan sonra kendi haklarını kendisinin araması ve müdafaa etmesi, bizlerin de mümkün olduğu kadar yolu göstermemiz ve bütün ordu ile beraber yardım etmemiz lazımdır’ dedi ve sonra aynı fikirde olup olmadığımı sordu.

‘Aramızda tam bir mutabakat var Paşam’ cevabını verdim.

Evet, artık millet kendi hakkını kendisi arayacaktı. Pek memnun oldular. En mühim vazifenin şimdi bana düştüğünü, çünkü bugünlerde İngilizlerin bir baskısı neticesi olarak Yıldırım Ordular Grubu ile muhtemelen 7. Ordu karargâhının lağvedileceğini (kaldırılacağını), bu takdirde benim 20. Kolordu’nun başında kalacağımı ve bu sayede ilk müdafaa tedbirlerimi alabileceğimi hatırlattı. İlk mukavemet (direniş) merkezini Kilikya’da kuracaktık. Aramızda hiçbir anlaşmazlık yoktu.” [15]

Görüldüğü gibi Atatürk, güvenip inandığı çocukluk ve cephe arkadaşı Ali Fuat Paşa’yı çağırıp ona açıkça “işgallere karşı direnişten” söz etmiş ve kurtuluşun ilk somut adımını Adana’da atmıştır.

Atatürk, Ali Fuat Paşa’nın da aynı fikirde olduğunu görünce, “Artık milletin bundan sonra kendi haklarını kendisinin araması ve müdafaa etmesi, bizlerin de mümkün olduğu kadar yolu göstermemiz ve bütün ordu ile beraber yardım etmemiz lazımdır” demiştir.   Atatürk’ün bu sözleri, onun “kurtuluş” için bir halk hareketi başlatmayı planladığını  göstermektedir. Atatürk, daha 4 Kasım 1918’de “Milletin kendi haklarını kendisinin araması ve müdafaa etmesinden” söz etmektedir ki, bunun iki anlamı vardır: Birincisi, işgallere karşı halkı harekete geçirmek, yani Kuvayı Milliye’yi başlatmak… İkincisi de saltanatı yıkarak yerine ulusal egemenliğe dayalı bir düzen kurmak…

Şevket Süreyya Aydemir, Atatürk’ün bu sözlerini değerlendirirken, “Bence bu sözler yeni bir yolculuktan haber verir” demiş ve şöyle devam etmiştir:

“Hâlbuki Mütareke’nin henüz beşinci günüdür. Mütareke metnini eline alalı henüz iki gün olmuştur. O gün karargâhına iki İngiliz heyeti gelmiştir. Demek ki devlet artık yenilmiştir. Ama o gene de hem milletten hem ordudan bahseder. Fakat millet nerede? Ordu nerede? Millet çökmüştür, açtır, perişandır. Yaralı da değil ölüm halindedir. Hele harbin, savaşın artık sözünü bile işitmek istemez. Milleti teşkil eden şehirlerde, kasabalarda, köylerde yaşayan Türklerin, adını sanını bile duymadıkları cephelere yıllardan beri yolladıkları çocuklarından geriye zaten ne döndü ki? Geriye ne dönecek ki? Hiç! Ama bir adam var. Bu adam Mustafa Kemal’dir.” [16]

Atatürk’ün Ali Fuat Paşa’ya “20. Kolordu’nun başında kalacağını bu sayede ilk savunma tedbirlerini alabileceğini” söylemesi de çok anlamlıdır. Çünkü Atatürk, 20. Kolordu’nun dağıtılmayacağını tahmin etmiş ve haklı çıkmıştır. Gerçekten de kısa bir süre sonra, Yıldırım Orduları ve 7. Ordu dağıtılmış ama 20. Kolordu’ya dokunulmamıştır ve bu ordu Kurtuluş Savaşı yıllarında çok önemli bir işlev görmüştür.

Ali Fuat Paşa, Atatürk’le ortaklaşa verdikleri kararı hemen uygulamaya başlamış, böylece Kurtuluş Savaşı’nın “ilk direniş yuvaları” Adana’da kurulmuştur.

Atatürk’ün direktifleri doğrultusunda o günlerde Kilikya bölgesinde “direniş için” ne gibi çalışmalar yapıldığını yine Ali Fuat Paşa anılarında şöyle anlatmıştır:

“Adana bölgesinde ilk iş olarak ordunun subay ve erat kadrosu jandarmaya kaydırıldı. Bunların, silah, araç ve gereçleri de tamamlandı. Bunun önemli nedeni şudur: Ateşkes Antlaşması’na göre jandarma örgütü bulunduğu bölgede kalabilirdi. Fakat ordu kısımları görevlerinden alınıp terhis ediliyor ve evlerine, köylerine gönderiliyordu. Bir işgal emri karşısında Adana bölgesinin önemli yerlerinde direniş yuvaları hazırlandı.”[17]

Özetlersek:

Ordunun terhisini engellemek için subay ve erler jandarma yapılmıştır.

-Ordunun silah ve araç gereçleri tamamlanmıştır.

-Adana bölgesinde direniş yuvaları hazırlanmıştır. 

HALKA SİLAH DAĞITILMASI

Atatürk, daha başka güvendiği subaylara da “çete savaşları için hazırlanın” emri vermiştir. [18]

“Düşmanın Anadolu topraklarına sokulmasını önlemek için çeteler kurmak gerekecekti. Mustafa Kemal geleceği göz önünde tutarak İç Anadolu’da direniş merkezleri olabilecek Antep ve Maraş gibi yerlere silah dağıttı. Bunlar gereğinde kullanılmak üzere gizlice depo edilecekti.”[19] 

Antep ve civarındaki halka gizlice silah dağıtan ve halkı örgütlemeye başlayan Atatürk, bu yöndeki çalışmalarıyla “Milli Mücadele’nin şerefli birer sayfası olan Maraş ve Antep savunmalarının daha o tarihte temelini atmış oluyordu”.[20] Gerçekten de Atatürk’ün gizlice iç ve güney Anadolu’ya dağıttığı bu silahlar, özellikle güney cephesindeki çatışmalarda çok işe yaramıştır.

Antep ve Maraş direnişinin altından da Atatürk’ün gizli çalışmalarının çıkması, Cumhuriyet tarihi yalancılarını fena halde rahatsız edecektir kuşkusuz!

ATATÜRK’ÜN ADANA’DAKİ DİRENİŞ TOPLANTILARI

Atatürk, sadece askerlere değil sivillere de direniş düşüncesini aşılamaya çalışmıştır. Atatürk, Adana’ya geldiği günden beri halkala çok yakın ilişkide bulunmuş ve ufuktaki tehlike konusunda halkı uyarmaya ve uyandırmaya çalışmıştır. Bu çerçevede Adanalı aydınlarla ve Adana çevresinden, Adana sancaklarından gelen temsilcilerle görüş alışverişinde bulunmuştur. Adana’da “Anadolu direnişi” konusunda görüş alışverişinde bulunduğu bazı aydınlar şunlardır: Ramazanoğlu Suphi Paşa, Ramazanoğlu Kadri, Nalbantzade Ahmet Efendi, İbrahim Rasıh, Ramazanoğlu Hoca Mücteba, Bağdadizade Kadri Efendi, Gergerli Ali Efendi, Mısırlızade Avukat Ahmet Efendi, Dıblanzade Fuat. [21]

Bu görüşmelerde, doğrudan düşman tarafından yapılacak saldırılara karşı şehrin nasıl savunulacağı konuşulmuştur. Görüşmeler sonrasında Atatürk’ün isteği doğrultusunda Torosların Gülek Boğazı bölümüne ve Misis’e istihkamlar yaptırılmıştır. [22]

Atatürk Adana’da kaldığı on gün içinde akıl almaz bir tempoda hareket ederek gizli-açık çok sayıda toplantı yapmıştır. Adanalı aydınlarla ve ileri gelenlerle yaptığı toplantılar dışında, bir kısım halkla “Tırpanilerin evi” olarak bilinen Kırmızı Konak’ta görüşmeler yapmıştır. [23]

Atatürk, bir hafta boyunca yaptığı görüşmeler sonrasında “direniş” düşüncesini benimseyen kişileri 8 Kasım 1918’de Şakir Paşa’daki Aliye Hanım’ın (Yerdelen) evinde toplantıya çağırmıştır.[24] Atatürk’ün yöre eşrafıyla yaptığı bu toplantı Kurtuluş Savaşı’nın ilk somut adımlarından biridir. Süleyman Hatipoğlu’nun dediği gibi “Mustafa Kemal Milli Mücadele’yi fikren bu binada kararlaştırmıştır.” [25]

Aliye Hanım’ın evinde yapılan bu toplantıya katılanlar şunlardır: Fırka Komutanı Nihat (Anılmış) Paşa (Daha sonra 2. Ordu Komutanı), Ceyhan Askeri Fırka Komutanı Remzi Bey, Levazım Fırka Reisi Avni (Doğan), Askeri İmalathaneler Müdürü Ahmet Remzi, Nalbantzade Ahmet, Ramazanoğlu Kadri, İsmail Safa (Özler), Mücavirzade Mustafa Efendi, Merkez Komutanı Hulusi (Akdağ) ve diğer bazı kişiler…

Atatürk, bu kişilerle Adana’nın ve ülkenin içinde bulunduğu son durumu görüşmüş ve 10 Kasım’da Adana’dan ayrılacağını belirterek, düşman gelince ne yapacaklarını sormuştur.

Ülkenin durumunu iyi görmediğini, İtilaf devletleriyle yapılan mütareke hükümlerine bu devletlerin uymayacaklarını, daha ağır şartlar altında ülkeyi ezeceklerini, bu nedenle büyük felakete maruz kalan yerlerden birisinin de Adana olacağını ve Adana’nın büyük zayiata uğrayacağını söylemiştir.[26] Olacakları olanca açıklığıyla Adanalılara önceden söyleyen Atatürk, bu felaketten kurtulmak için yapılması gerenleri de şöyle sıralamıştır:

“Şimdiden işgal kuvvetlerine karşı koymak ve hazırlıkta bulunmak için bir teşkilat kurun, uygun yerlere siperler kazın, gereken silah ve malzemeyi ben temin edeceğim…” [27]

Görüldüğü gibi Atatürk Samsun’a çıkmadan çok önce, 8 Kasım 1918’de Anadolu direnişini Adana’da örgütlemeye başlamıştır. “Bu toplantı esnasında Mustafa Kemal’in kafasında vatanın nasıl kurtarılacağına dair bir strateji oluşmuş ve bu stratejiyi halkla konuşarak daha da geliştirmiştir.”[28]

Bu toplantıda Ahmet Remzi Bey, “Paşa! Biz bu topraklarda doğduk. Bu topraklarda ölmesini de biliriz. Nihat Paşa’ya emir ver, bize silah bıraksın” demiş, Mücavirzade Mustafa Efendi ise, “Paşam, öldürmeden ölmeyeceğiz” demiştir. [29]

Atatürk’ün Anadolu direnişinin gerekliliğinden söz ettiği, düşman işgaline karşı yapılacakları sıraladığı o toplantıya katılan varlıklı kişiler de bütün maddi ve manevi güçlerini fedaya hazır olduklarını belirterek sonuna kadar direneceklerini söylemişlerdir. Bunun üzerine elinde gümüş kırbacı ve ayağında portakal rengi çizmeleriyle Atatürk, salonda iki sıra halinde dizilmiş oturan grubun arasında, düşünceli, ama kararlı bir yüz ifadesiyle gidip gelirken şunları söylemiştir:

“Evet, evet… Bu topraklarda düşman çizmesi gezemeyecek ve bu millet esir olmayacak!” [30]

Toplantıya katılanların umutsuz olmamaları ve düşmanla mücadele etmeye kakarlı görünmeleri Atatürk’ü çok sevindirmiştir. [31] Ancak, o gün o toplantıdaki kakarlılık ve cesaret sonraki günlerde pek fazla etkisini göstermemiştir. Bu durumu Abdülgani Girici şöyle açıklamaktadır:

“ Ne var ki, o zamanki zihniyeti ve harbin meydana getirdiği dört yıllık ıstırap memleketi bitkin bir hale getirdiğinden kimsede bu sözü dinleyecek hal kalmamıştı. Canından bezmiş bu topluluğu harekete geçirmek kolay olmayacaktı. Mustafa Kemal’in tavsiyesine rağmen pek hareket gözükmedi…” [32]

Ancak, yokluk, yoksulluk ve psikolojik nedenlerden dolayı ilk zamanlarda sessiz kalan bölge halkı, özellikle Fransız işgallerinden sonra, Atatürk’ün tavsiyeleri doğrultusunda, yine Atatürk’ün dağıttığı silahlarla direnişe geçerek düşmanı etkisiz hale getirmeyi başarmıştır.

 

Adana Kırmızı Konak: Tırpanilerin evi olarak da bilinen bu konakta Atatürk yöre eşrafıyla bir toplantı yapmıştır. [33]

Adana Şakirpaşa’da Aliye Hanım’ın Evi: Atatürk bu evde 8 Kasım 1918’de yöre eşrafıyla bir toplantı yaparak Milli Mücadeleyi fikren bu binada kararlaştırmıştır. [34]

Görüldüğü gibi Atatürk, Kurtuluş Savaşı’nı İstanbul Şişli’deki o meşhur evden önce, Adana’daki Kırmızı Konak’ta ve Aliye Hanım’ın Evi’nde planlamış ve örgütlemeye başlamıştır.

Atatürk, her fırsatta halka “direniş” düşüncesini aşılamaya çalışmış ve direniş için gerekecek silahları kendisinin ayarlayacağını belirtmiştir. Örneğin, 1918’in sonlarında İstanbul’dan Antep’e giden Ali Cenani Bey’e, “Siz direnişe geçin silahları ben ayarlayacağım!” demiştir.

ALİ CENANİ BEY’LE GÖRÜŞME

Katma İstasyonu’nda Atatürk’le karşılaşan Ali Cenani Bey, Antep’in düşman tarafından yağma edildiğini, Türk ordusunun Adana’ya çekilmesiyle halkın büsbütün düşman elinde kalacağını, bu nedenle Antep’teki ailesini daha güvenli bir yere götürmeyi düşündüğünü söylemiştir. Bunun üzerine Atatürk, “Şehrinizde hiç mi adam kalmadı?” diye sormuş ve “Kendinizi savunmanın bir çaresine bakın!” diye de eklemiştir. Ali Cenani Bey hayretle, “İyi ama, nasıl neyle?” diye sorunca, Atatürk, Cenani Bey’in gözlerinin içine bakarak,”Teşkilat yapın, kendinizi savunun, ben istediğiniz silahı veririm!” demiştir. [35]

Atatürk’ün isteğiyle ve yönlendirmesiyle harekete geçen yurtseverler, özellikle Güney Anadolu’da çok önemli hazırlıklar yapmış ve Fransızlar bölgeyi işgal ettiklerinde hemen direnişe geçmişlerdir.

SÜREYYA YİĞİT’E SÖYLEDİKLERİ

Yıldırım Orduları’nın kaldırılmasından sonra Adana’dan İstanbul’a dönen Atatürk, İzmit’ten geçerken, Mutasarrıf Süreyya İbrahim Yiğit’e rastlamıştır. Sohbet sırasında Atatürk, “İlk fırsatta Anadolu’da bir görev isteyeceğini” söyleyerek, Süreyya Yiğit’ten İzmit’te, “Anadolu’nun kapısı olacak biçimde bir örgüt kurmasını” istemiştir. [36]

Prof Şerafettin Turan, Atatürk’ün, Süreyya Yiğit’e söylediklerinin, “(Atatürk’ün) ilk fırsatta ulusal bir direnişi gerekli gördüğünü yansıtmaktadır” diye yorumlamıştır. [37]

***

İşte bütün bu hazırlıklar nedeniyledir ki, Prof Dr. Stanford Shaw, “Osmanlı İmparatorluğu ve Modern Türkiye” adlı kitabında “İşgalin ilk günlerinde Mustafa Kemal Kilikya’dayken direniş başlatmıştı” diyerek Türk Kurtuluş Savaşı’nın Kasım 1918’de Adana’da Atatürk tarafından başlatıldığını ileri sürmüştür.

Ancak nedendir bilinmez, bir yabancı tarihçinin gördüğü bu gerçeği yerli tarihçilerin birçoğu görememiştir. Ne diyelim Allah gönül açıklığı versin!

Stanford Shaw,’u, Atatürk’ün yaveri Cevat Abbas Gürer de doğrulamaktadır. Cevat Abbas, anılarında Atatürk’ün kafasında “Anadolu’da bir direniş başlatma düşüncesinin” Halep’te (1917) ortaya çıktığını, Adana ‘da ve İstanbul’da biçimlendiğini belirtmiştir:

“Atatürk’ün Türk milletinin istiklali için beslediği düşünceler çok eski idi. Hatta Harp Akademisi’nin sıralarında başlamıştır. Fakat onun Türkiye’yi yeni varlığı ile istiklaline kavuşturması için fiili mücadeleye girişmesi önce Halep’te başlamış, Adana’da İstanbul’da devam etmiş, Samsun’da, Amasya’da tatbikata başlamış, Lozan Konferansı’nda hakikat sahasına ulaşmıştır.” [38]

ATATÜRK’ÜN İSTANBUL’DAKİ ÇALIŞMALARI

Atatürk 13 Kasım 1918’de Adana’dan İstanbul’a gelmiştir. Aynı gün İstanbul İtilaf devletlerince fiilen işgal edilmiştir.

Atatürk, Boğaz’da işgal donanmasını görünce yaveri Cevat Abbas Bey’in de duyabileceği şekilde, “Geldikleri gibi giderler!” demiştir.

Atatürk, 13 Kasım 1918’den 16 Mayıs 1919’a kadar, 6 ay boyunca işgal İstanbul’unda kalmıştır. Bu 6 aylık sürede kafasındaki “kurtuluş planları” doğrultusunda herkesimden insanla görüşerek Milli Hareket’in altyapısını hazırlamıştır. Atatürk, bu görüşmelerini, önce Pera Palas otelinde, sonra Fansaların evinde, daha sonra da Şişli’deki evde yapmıştır. Özellikle, sabahlara kadar ışıkları sönmeyen Şişli’deki evde yaptığı gizli görüşmeler, Kurtuluş Savaşı’nın geleceği açısından çok önemlidir.

Atatürk, İstanbul’a gelişinin ertesi günü 14 Kasım 1918’de eski sadrazam Ahmet İzzet Paşa’yla, arkadaşı Rauf Bey’le ve İngiliz gazeteci Ward Price’la görüşmüştür.15 Kasım’da Padişah Vahdettin’le, 16 Kasım’da William Birdwood’la, 22, 29 Kasım’da ve 20 Aralık’ta yine Padişah Vahdettin’le, Kasım’ın sonlarında Yenibahçeli Şükrü Bey’le, Topkapılı Cambaz Mehmet’le ve Rahip Frew’le, Aralık’ın sonlarında İsmail Cambulat’ın evinde İttihatçılarla, 20 Aralık’ta Ali Fuat Paşa’yla ve Refet Bey’le, 15 Ocak 1919’da İsmet Paşa’yla, 15 Şubat’ta ikinci kez Refet Bey’le, 20 Şubat’ta ikinci kez Ali Fuat Paşa’yla ve Rauf Bey’le, 11 Mart’ta Fethi Bey’le, 11 Nisan’da Kazım Karabekir Paşa’yla, 17 Nisan’da üçüncü kez Rauf Bey’le, 9 Mayıs’ta ikinci kez İsmet Paşa’yla, 15 Mayıs’ta ikinci kez Fethi Bey’le ve son kez Padişah Vahdettin’le görüşmüştür.

Atatürk ayrıca, Dahiliye Nazırı Mehmet Ali Bey’le, Bahriye Nazırı Avni Paşa’yla, Genelkurmay İkinci Başkanı Kazım İnanç Paşa’yla, Sadrazam Damat Ferit’le, Albay Kazım Dirik’le, Harbiye Nazırı Cevat (Çobanlı) Paşa’yla ve Fevzi (Çakmak) Paşa’yla görüşmüştür.

Atatürk, bütün bu görüşmelerle hem bir “kurtuluş ekibi” hazırlamış hem de Anadolu’ya geçmek ve Kurtuluş Savaşı’nı başlatmak için gereken altyapıyı oluşturmuştur.

Atatürk, işgal İstanbul’unda bütün bu görüşmeleri yaparken İngilizler tarafından tutuklanmamak için de adeta bir satranç ustası gibi stratejik hamleler yapmıştır. Örneğin bazı İngiliz gazetecilerle ve komutanlara görüşerek ve gazetelere “ılımlı” demeçler vererek onların güvenini kazanmaya çalışmış, ayrıca arkadaşı Fethi (Okyar) Bey’le Minber adlı bir gazete çıkararak burada İngilizleri “uyutan” açıklamalar yapmıştır. Diğer taraftan da İngilizlerin bütün ulusalcıları ve vatanseverleri tutuklayıp Bekir Ağa Zindanlarına veya Malta’ya sürgün ettikleri bir ortamda her ne şekilde olursa olsun tutuklanmamak için İtalyan temsilcisi Kont Sforza ile yakınlaşarak, bir bakıma İngilizleri İtalyanlarla dengelemiştir.[39]

Atatürk, İstanbul’a gelirken kafasında üç aşamalı bir hareket planı vardır: 1. Siyasi girişimler, 2. İhtilalci girişimler, 3. Anadolu’ya geçiş hazırlıkları…

Atatürk öncelikle siyasi girişimlerde bulunmuştur: İngilizci Tevfik Paşa Hükümeti’nin güvenoyu almaması için eski sadrazam Ahmet İzzet Paşa’yla ve padişahla görüşmüş, meclise giderek milletvekilleriyle konuşmuş ve yeniden Ahmet İzzet Paşa Hükümeti’nin kurulması için bir hayli çaba harcamıştır. Ancak başarılı olamamıştır.

Daha sonra da yine padişahla görüşerek Harbiye Nazırı olmanın yollarını aramıştır. Atatürk’ün işgal altındaki bir ülkede Harbiye Nazırı olmak istemesinin nedeni, elde kalan orduları ve silahları derleyip toparlayarak bir direniş başlatma düşüncesidir. Ancak Atatürk’ü tam olarak kontrol altına alamayacağını düşünen Vahdettin onu, ordunun başına getirmemiştir. 

Atatürk, siyasi yollarla amacına ulaşamayınca bu sefer de “ihtilalci yönteme” başvurmayı düşünmüştür. Arkadaşı Fethi (Okyar) ve İsmail Canbulat’la birlikte eski İttihatçılarla görüşerek ulusalcı bir hükümet kurmak için harekete geçmiştir. Hatta bu amaçla Ay Yıldız Cemiyeti adlı gizli bir örgüt kurmuştur. Ancak, işgal İstanbul’unda yapılacak bir darbenin sonuç vermeyeceğini düşünerek bu plandan vazgeçmiştir.

Atatürk, artık İstanbul’da kalarak bir şey yapılamayacağını anlayınca, öteden beri kafasının bir köşesinde sakladığı Anadolu’ya geçiş planı üzerinde çalışmaya başlamıştır.

Atatürk, 4 Şubat 1919’da Alemdar gazetesi yazarı Refi Cevat (Ulunay)’a verdiği bir mülakatta, açıkça “Anadolu direnişinden” söz etmiştir. Atatürk mülakatta, İtilaf devletleri arasındaki “anlaşmazlıklar” ve “İtilaf devletlerinin iç sorunlarına” dikkat çekmiş ve bu durumdan yararlanmak gerektiğini belirtmiştir. Bakın ne demiş Atatürk:

“Düvel-i Muazzama’ dediğimiz bu devletlerin bir de iç yüzleri var. Siz sanıyor musunuz ki harbi kazanmakla müttefikler aralarındaki bütün ihtilafları (anlaşmazlıkları) halletmişlerdir. Asıl ihtilaf, asıl menfaat rekabeti ve ölüm mirasını paylaşma kavgası bundan sonra başlayacaktır. Her geçen gün Müttefiklerin kuvveti azalmaktadır. Terhisler dolayısıyla orduları günden güne küçülüyor. Asırlarca birbiriyle boğuşan İngilizlerle Fransızları müşterek düşman tehlikesi birleştirdi. Şimdi o eski rekabet bıraktıkları noktadan yeniden başlayacaktır. Başlamıştır bile… İtalya’nın da başı dertte. Onlarda iç kargaşalık arifesinde. Bu yüzden ilhak etmek istediği topraklardan bile çekilecektir. Netice şu ki, Anadolu’da baş gösterecek bir milli direnişe hiçbiri müdahale edecek durumda değildir. Böyle bir mücadelenin tam sırasıdır.” [40]

Görüldüğü gibi Atatürk, Anadolu’ya geçmesinden yaklaşık 4 ay önce, çok büyük bir soğukkanlılıkla, düşmanın durumunu analiz ederek “Anadolu’da bir milli direniş başlatmanın tam zamanı” olduğunu belirtmiştir.

Şimdi siz bu belgeyi gördükten sonra hala, “Atatürk’ün kafasında başlangıçta Anadolu’da bir mili direniş düşüncesi yoktu!” diyebilir misiniz?

Atatürk, Anadolu’da bir milli direniş başlatmak amacıyla önce güvenip inandığı silah arkadaşlarıyla görüşerek onlardan, Anadolu’nun kilit noktalarında bulunan orduların başına atanmak için girişimlerde bulunmalarını istemiştir.

Atatürk, Bu amaçla 20 Aralık 1918’de Ali Fuat Paşa’yla Şişli’deki evde bir görüşme yapmıştır. O gece yapılan görüşmede Atatürk ve Ali Fuat Paşa, Anadolu’da “milli direniş başlatma” kararı almışlardır.

Ali Fuat Paşa anılarında, o gece aldıkları kararları şöyle sıralamıştır:

1.   Orduların terhisini derhal durdurmak,

2.   Yurdun savunması için gereken silah ve cephaneyi düşmana vermemek,

3.   Genç ve kuvvetli komutanları kıtaları başında bulundurmak, İstanbul’dakileri Anadolu’ya göndermek.

4.   Milli direnişe taraftar idare amirlerinin yerlerinde bırakılmasını sağlamak,

5.   İllerde, particilik adına yapılan kardeş mücadelesine engel olmak,

6.   Halkın maneviyatını yükseltmek. [41]

Geceleri ışıkları sönmeyen Şişli’deki o evde 20 Aralık 1918 gecesi Atatürk ve Ali Fuat Paşa’nın aldığı “milli direniş kararları” daha sonraki süreçte neredeyse olduğu gibi uygulanmıştır.

Atatürk, Ali Fuat Paşa’yla İstanbul’da son kez 20 Şubat 1919’da yine Şişli’deki evinde görüşmüştür. Atatürk o gece Ali Fuat Paşa’ya, 20 Kolordu’nun başında bulunmasını, kolordusunu Ankara’ya nakletmesini, halkla yakından ilgilenmesini söylemiş ve kendisinin de zamanı gelince bir şekilde Anadolu’ya geçip Ali Fuat’a katılacağını belirterek, “Beraber çalışacağız Fuat!” demiştir. [42]

Atatürk İstanbul’da buna benzer görüşmeleri Refet Bey, Rauf Bey, Fethi Bey, Kazım Karabekir Paşa ve İsmet Paşa’yla da yapmıştır. [43]

Atatürk’ün Samsun’a hareket etmeden önce, 9 Mayıs 1919’da İsmet Paşa’yla yaptığı görüşme çok önemlidir. Atatürk, İsmet Paşa’yı Süleymaniye’deki evinde bizzat ziyaret etmiştir. Görüşmenin detaylarını Atatürk’ten dinleyelim:

“Şimdi size gizli bir buluşmadan bahsedeceğim. Süleymaniye sokaklarından birinde hoş bir ev. Buraya vakitsiz ve teklifsiz gitmiştim. Kim olduğumuzu bilmeksizin bizi evin içinde gören hizmetçi kız: ‘Ne istiyorsunuz? Beyefendi hazır değil’ diyordu. Kızcağıza, ‘Hele bizi misafir odasına al, bir taraftan da beyefendi hazır olur’ dedim. Odaya girdik. Hizmetçi kıza fazla bir şey söylemeye lüzum kalmadan ev sahibi beyefendi güler yüzü ile içeri girdi. ‘Ne haber, ne haber? Bu ne baskın…’ Bu ev sahibi kimdi, tahmin ediyor musunuz? İsmet Bey!... ‘Vaktim dar, sana hikâyeyi kısaca söyleyeyim’ dedim ve her şeyi anlattım. ‘Ben yerleşinceye kadar, sen de bana yardım edeceksin ve iş başladığı vakit yanıma geleceksin!’ Veda etmek üzere ayağa kalktım. Ellerimi tuttu: ‘Biraz daha konuşsaydık’ dedi. Ama ben İstanbul’da kaldığım müddetçe benimle mümkün olduğu kadar az alakalı görünmesini de rica ettim…” [44]


Burada da açıkça görüldüğü gibi Atatürk, “kurtuluş planı” gereği İsmet Paşa’ya, “‘Ben yerleşinceye kadar sen de bana yardım edeceksin ve iş başladığı vakit yanıma geleceksin!”  demiştir. İsmet Paşa’nın diğer paşaların aksine Kurtuluş Savaşı’na daha geç katılmasını eleştirenlere duyurulur! Atatürk, o sırada Genelkurmay’da görevli olan İsmet Paşa’nın bu önemli görevinden yararlanmayı düşünmüştür. İsmet Paşa Anadolu’ya geçinceye kadar Atatürk’ün Osmanlı Genelkurmayındaki gözü kulağı olmuştur.

Ali Fuat Paşa ve Kazım Karabekir Paşa Anadolu’ya geçmiş, ilk hazırlıklara başlamışlardır. Peki ama Atatürk Anadolu’ya nasıl geçecektir?

Atatürk, önceleri gizli yollarla Anadolu’ya geçmeyi düşünmüştür: Bu amaçla Yenibahçeli Şükrü Bey ve Yahya Kaptan’la iletişim kurarak onlardan Gebze-Kocaeli yolunu kontrol etmelerini istemiştir. Atatürk, eğer resmi bir görevle Anadolu’ya gönderilmeseydi, gizlice Gebze-Kocaeli yolu üzerinden Anadolu’ya geçecekti. [45]

Nisan ayı başlarında Karadeniz’de Türklerle Rumlar arasındaki çatışmalardan rahatsız olan İngilizlerin, Osmanlıya ültimatom vermeleri, Sadrazam Damat Ferit’ten ve Padişah Vahdettin’den Karadeniz’deki karışıklıkları biran önce sona erdirmelerini istemeleri üzerine telaşlanan Damat Ferit ve Vahdettin ikilisi, bu işi biran önce halletmek için halk tarafından tanınan, İttihatçı olmayan, üstelik daha önce padişahın fahri yaverliğini yapmış olan Atatürk’ü “Karadeniz’deki karışıklıkları önlemek” amacıyla 9. Ordu Müfettişi olarak Samsun’a göndermişlerdir.

Atatürk’ün belli başlı görevleri, dağıtılmamış Türk orduları dağıtmak ve halkın elindeki silah ve cephaneleri toplayarak bölgede asayişi sağlamaktır.

Atatürk’ün müfettişlik belgesindeki yetkileri nasıl genişlettiğini, Osmanlı Genelkurmayındaki vatansever paşalarla nasıl gizlice görüştüğünü ve İngilizleri nasıl atlatıp Anadolu’ya geçtiğini uzun uzadıya “Atatürk’ün Gizli Kurtuluş Planları” adlı kitabımda anlatmıştım. [46]

Bütün bu gerçeklere rağmen Necip Fazıl Kısakürek, Atatürk’ün İstanbul’da kaldığı altı ay içinde “Çöküş devresinin sonunda olayları kullanmaktan başka bir şey düşünmemiş ve yapmamıştır” diyebilmiş, hatta daha da ileri giderek, “Genç kumandanlar İstanbul’da, vatanın halinden üzgün çehreler de olsa, keyiflerine baktıkları sırada o (padişah) yemek yerken boğulmakta ve soğuk suyla haşlanmaktadır” diye “hayalci” ve “vicdansız” bir değerlendirme yapabilmiştir.

Yukarıda kısaca özetlediğimiz gibi, Atatürk, Rauf Bey, Refet Bey, Kazım Karabekir Paşa, Ali Fuat Paşa ve İsmet Paşa işgal İstanbul’unda geceleri sabahlara kadar “gizli kurtuluş planları” yapmışlardır. Padişah Vahdettin’in tacını ve tahtını güvenceye almaya çalıştığı sırada bu genç komutanlar vatan ve namus mücadelesine hazırlanmışlardır.

SOMUT KANITLAR

İlk işgaller 1918 Kasım ayının başlarında gerçekleşmiştir. Kasım 1918’deki İngiliz, Fransız ve İtalyan işgallerine karşı Anadolu’da önemli bir silahlı direniş gerçekleşmemiştir. İşgallere karşı ilk silahlı direniş 19 Aralık 1918’de Hatay Dörtyol Karakese köyünde gerçekleşmiştir. İlk yararlı cemiyetler (Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri) 2 Aralık 1918’de kurulmuştur. Mondros Ateşkes Antlaşması’ndan hemen sonra kurulan Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri ve onların düzenledikleri yerel kongreler sadece Yunanlılarla, ayrılıkçı Ermenilerle ve Rumlarla mücadeleyi amaçlamış, hiçbir şekilde İngilizlerle, Fransızlarla ya da İtalyanlarla mücadele düşüncesi taşımamıştır. Yurt çapında düşmana direniş düşüncesi 15 Mayıs 1919’da İzmir’in Yunanlılarca işgalinden sonra ortaya çıkmıştır.

Şimdi de bu tabloyu, Atatürk’ün çalışmalarıyla yan yana getirelim:

Atatürk, 1 Kasım 1918’de Adana’dan Sadrazam Ahmet İzzet Paşa’ya gönderdiği raporda İngilizlere karşı “silahlı direnişten” söz etmiştir. Atatürk, 4 Kasım 1918’de Ali Fuat Paşa’yla yaptığı “Adana Mülakatı”nda ilk direniş yuvalarının kurulmasına karar vermiştir. 31 Ekim 1919’da Yıldırım Orduları Komutanı olduğunda elindeki silahları halka dağıtarak depolarda saklatmıştır. İzmir, 15 Mayıs 1919’da işgal edilmiştir ve ilk direnişler bu tarihten sonra başlamıştır. Atatürk ise 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkmıştır. Yani arada sadece 4 gün vardır. “Atatürk Samsun’a çıkmadan önce Kurtuluş Savaşı başlamıştı” diyen tarihçilere, “Her şey 4 günde mi oldu?” diye sormak isterim!


Görüldüğü gibi Kurtuluş Savaşı’nı, Anadolu direnişini, herkesten önce Atatürk düşünmüş ve bu konuda herkesten önce Atatürk harekete geçmiştir!

Belgelerle biraz beyin jimnastiği yapmaya ne dersiniz?

Atatürk, Adana’dan Genelkurmay’a 3 Kasım 1918’de “İngiliz işgaline karşı silahla direnilmesine” ilişkin raporunu gönderdiğinde ve Ali Fuat Paşa’ya “direniş yuvaları kuralım” dediğinde Doğu Anadolu’da Kars Milli Şurası’nın toplanmasın 2 gün, ilk yararlı cemiyetler Trakya Paşaeli ve Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerinin kurulmasına 29 gün, 57 Fırka Kumandanı Albay Şefik Bey’in Genelkurmaya gönderdiği “Kuvayı Milliye kurulmasına” ilişkin rapora, Hasan Tahsin’in ilk kurşunu atmasına ve işgali kınayan mitinglerin yapılmasına tamı tamına 6 ay vardı…

Yani, 19 Mayıs 1919’da Atatürk Samsun’a çıkarken, aslında yolu yarılamıştır….  

İşte, Necip Fazıl’dan, Cemil Koçak’a kadar birçok Cumhuriyet tarihi yalancısının en büyük yalanlarından biri olan “Kurtuluş Savaşı’nı Atatürk başlatmamıştır! Atatürk bu mücadeleye sonradan katılmıştır!” yalanının iç yüzü…

“Atatürk’ün Gizli Kurtuluş Planları” adlı kitabımda dediğim gibi, “Mesele aslında Kurtuluş Savaşı’nı kimin başlattığı değildir, mesele tarihi ters yüz ederek Kurtuluş Savaşı’nı Mustafa Kemal’in başlatmadığını kanıtlama meselesidir.” [47]

“Kurtuluş Savaşı’nın başlamasında Atatürk’ün herhangi bir etkisi yoktur!” diyerek nutuk atanların bu gerçeklerden habersiz olduklarını düşünüyorsanız yanılıyorsunuz; çünkü onlar, bütün bunları bilerek yalan söylemektedirler.

19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramınız kutlu olsun…

Sinan MEYDAN

19.05.2011

Odatv.com

[1] Tarık Zafer Tunaya, Devrim Hareketleri İçinde Atatürk ve Atatürkçülük, 2.bs. İstanbul, 1981, s. 40.

[2] Yalçın Küçük, Türkiye Üzerine Tezler, İstanbul, 1992, s. 252, 253.

[3] Ali Fuat Cebesoy, Sınıf Arkadaşım Atatürk, İstanbul, ty, s.135-136.

[4] age, s.135-139.

[5] Bu konunun ayrıntıları için bkz. Meydan, Atatürk’ün Gizli Kurtuluş Planları, s.21-23.

[6] Turgut Gürer, Atatürk’ün Yaveri Cevat Abbas Gürer, “Cepheden Meclise Büyük Önder İle 24 Yıl”, İstanbul, 2006, s. 96, 97.

[7] Bu raporlar Harp Tarihi Vesikaları Dergisi’nde yayımlanmıştır. Ayrıntılar için bkz. Meydan, Atatürk’ün Gizli Kurtuluş Planları, s. 54-67.

[8] Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam, C.I, 29.bs, İstanbul, 2009, s. 288.s.306.

[9] Gürer, age, s.185.

[10] age, s.185.

[11] Yalçın Küçük, Türkiye Üzerine Tezler, C.V, 3.bs, İstanbul, 1987, s.38.

[12] Atatürk’ün İstanbul’daki 6 ayı (13 Kasım 1918-15 Mayıs 1919) için bkz. Sinan Meydan, “Parola Nuh”, Atatürk’ün Gizli Kurtuluş Planları, İstanbul, 2009.

[13] Bilal N. Şimşir, Malta Sürgünleri, 2.bs, Ankara, 1985, s.205,206, 218,222, 223 vb.

[14] “Atatürk”, İslam Ansiklopedisi, C.I, s.730.

[15] Ali Fuat Cebesoy, Milli Mücadele Hatırları, İstanbul, 2000, s.44, 45.

[16] Aydemir, age, s.306,307.

[17] Cebesoy, age, s.46.

[18] Lord Kinross, Atatürk, “Bir Milletin Yeniden Doğuşu”, 12.bs, İstanbul, 1994, s.165,166..

[19] age, s. 166.

[20] “Atatürk”, İA, s.730.

[21] Süleyman Hatipoğlu, Türk- Fransız Mücadelesi, “Orta Toros Geçitleri 1915-1921”, Ankara, 2001, s.33.

[22] age, s. 33.

[23] A. Gani Girici, Derlediğimiz Hatıraları, (20 Ağustos 1986), Adana, 1986,; Abidin Arslan, Atatürk ve Adana, 1984, s.2, (16.5.1984 tarihinde Adana Müze Müdürlüğü’ne sunulmak üzere hazırlanmış rapor). Adana’da Eski İstasyon semtindeki bu bina (Kırmızı Konak) şimdi İstiklal İlköğretim Okulu olarak görev yapmaktadır.Bu bina bira ara Adana İşgal Komutanı General Dufiex tarafından askeri karargah olarak da kullanılmıştır. Hatipoğlu, age, s.33, dipnot, 176.

[24] Hatipoğlu, age, s.33.

[25] age, s.159, resim 5.

[26] age, s.33.

[27] Damar Arıkoğlu, Hatıralarım, İstanbul, 1961, s.71,72; Arslan, age, s.2; Hatipoğlu, age, s.33.

[28] Hatipoğlu, age, s.33.

[29] age, s.33.

[30] Arslan, age, s.2.

[31] Girici, Derlediğimiz Hatıraları, Adana, 1986; Arıkoğlu, age, s.72. Hatipoğlu, age, s.34.

[32] Arıkoğlu, age, s.72.

[33] Hatipoğlu, age, s.158, resim 4.

[34] age, s.159, resim 5.

[35] Yusuf Hikmet Bayur, Atatürk, Hayatı ve Eseri, Ankara, 1991, s. 188; Kinross, age, s.165; Meydan, age, s.68.

[36] İsmet Görgülü, Atatürk’ün Özel Yaşamı, s.87; Şerafettin Turan, Mustafa Kemal Atatürk, “Kendine Özgü Bir Yaşam ve Kişilik”, 2.bs, Ankara, 2008, s.175.

[37] Turan, age, s.175.

[38] Gürer, age, s.97,98.

[39] Konunun ayrıntıları için bkz. Meydan, age, 273-282.

[40] Sadi Borak, Atatürk’ün İstanbul’daki Çalışmaları (1899-16 Mayıs 1919), 2.bs, İstanbul, 1998, s. 206.

[41] Cebesoy, Milli Mücadele Hatırları, s.52,53.

[42] age, s.75;Atay, Atatürk’ün Bana Anlattıkları, s.112.

[43] Bu görüşmelerin ayrıntıları için bkz. Meydan, age, s.371-461.

[44]Borak, age, s.225,226.

[45] Ayrıntılar için bkz. Meydan, age, s.344-357.

[46] Meydan, age, s.462-541.

[47] age, s.128.

 

Kaynak: Oda TV

 

Yorumlar  

 
+2 #1 ORHAN SUAT 04-12-2011 16:53
TÜRKİYE'NİN EN DEĞERLİ TARİHÇİSİ SEVGİLİ SİNAN MEYDAN'A BU ARAŞTIRMALARI İÇİN TEŞEKKÜR EDERİZ
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Motorcular.com

mini2017kontrol0001881