|
Kaydol
Oda TV Yazılarım
Balkondaki Padişah PDF Yazdır E-posta

Başbakan'ın Federasyon ve Yeni Osmanlı Hayalleri

AKP Genel Başkanı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bir seçim zaferinden sonra bir balkon konuşması daha yaptı. Yine birlikten, beraberlikten, barıştan, kardeşlikten, özgürlükten söz etti. Yine herkese teşekkür ederek, herkesi kucakladı! Bir anlamda bir önceki balkon konuşmasını yineledi. Ancak Başbakan’ın bu seferki balkon konuşmasının satır aralarında çok başka bir mesaj vardı.

Başbakan’ın, balkon konuşmasındaki bazı sözleri; Başbakan’ın artık kendisini sadece Türkiye Cumhuriyeti’nin bir başbakanı olarak değil de Yeni Osmanlı’nın bir padişahı olarak gördüğünü göstermektedir.

Şu sözler balkondaki Başbakan’a ait:

…Gözlerini Türkiye’ye çevirmiş, gelen haberleri büyük bir heyecanla takip eden, Şam, Kahire, Tunus, Saraybosna, Lefkoşe’yi dost ve kardeş ülkeleri muhabbetle selamlıyorum…

…İzmir kadar, Şam kazanmıştır, Diyarbakır kadar Ramallah, Nablus, Cenin, Kudüs, Gazze kazanmıştır.


İyi de neden?

Neden, Şam, Kahire, Tunus, Saraybosna gözlerini Türkiye’ye çevirip AKP’nin zafer haberlerini beklesin?

Neden, AKP’nin seçimi kazanmasıyla Şam, Ramallah, Nablus, Cenin, Küdüs, Gazze kazansın!

Evet AKP, üç dönem üst üste, üstelik her seferinde oylarını arttırarak seçim kazanmıştır. Gerçekten de bu büyük bir başarıdır. Ve bu başarının mimarının bu başarısıyla övünmesi de son derece doğaldır. Ama sonuçta bu seçim başarısı “uluslararası bir başarı” değil “ulusal” bir başarıdır. Bu seçim, Türkiye’nin seçimidir ve AKP’ye de sadece “Türkiye Cumhuriyeti” vatandaşları oy vermiştir. AKP, ne Şam’dan ne Kahire’den, ne Tunus’tan, ne Ramallah’tan, ne Nablus’tan, ne Saraybosna’dan, ne de Cenin, Küdüs ve Gazze’den oy almış değildir. Çünkü buralar, Misak-ı Milli sınırları dahilinde Türkiye Cumhuriyeti içinde değildir! Ama Sayın Başbakan, kendisini bu Arap-İslam şehirlerinden de oy almış gibi, buraların da lideri olarak görmektedir.

Yoksa Sayın Başbakan, Misak-ı Milli sınırlarının nerede başlayıp nerede bittiğini mi unutmuştur?

Hiç sanmıyorum!

Sayın Başbakan artık kendisini Türkiye Cumhuriyeti’nin değil, bir Amerikan ütopyası olan Yeni Osmanlı’nın yeni lideri olarak görmektedir: O artık Saraybosna’dan Gazze’ye uzanan İslam coğrafyasına hükmeden Yeni Osmanlı’nın yeni lideridir!... Bilindiği gibi Eski Osmanlı da bu coğrafyaya hükmetmişti!..

Balkondaki Başbakan’ın sözlerinin satır aralarında Yeni Osmanlıcılığın yönetim biçimi olarak düşünülen “federasyona” yinelik de ipuçları vardır. 

Bugün benim Türk kardeşim, Kürt kardeşim, Zaza, Laz, Romen, Gürcü tüm kardeşlerim 74 milyon kardeşim kazanmıştır… “ diyerek, her zaman yaptığı gibi bir kere daha Türkiye Cumhuriyeti’ndeki “etnik unsurları” teker teker sayıp ortaya döken Sayın Başbakan, Türkiye Cumhuriyeti’nin temel felsefesi olan, Atatürk’ün, “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir” tanımını da bir kere daha tartışmaya açmıştır.

Balkon konuşmasında, “Bugün benim Türk kardeşim, Kürt kardeşim, Zaza, Laz, Romen, Gürcü tüm kardeşlerim 74 milyon kardeşim kazanmıştır.” diyen Başbakan, bu dili daha önce Diyarbakır, Şemdinli, ve Samsun konuşmalarında da kullanmıştır. Sosyolog Orhan Türkdoğan’ın belirttiği gibi, Başbakan, Türkiye Cumhuriyeti’ndeki “etnik unsurları tek tek sıralayarak Türkleri “öteki” konumuna getirmektedir. Bu durum etnik bölünmeyi arttıracağı gibi iç ve dış güçlere karşı vatanın bağımsızlığını korumaya çalışan güçlerin ulusal dirençlerini de kıracaktır.[1]

 
Bunlar General Milne'den Bile Beter! PDF Yazdır E-posta

Yıl: 17 Şubat 1919

Yer: Türkiye

İngiliz Karadeniz Orduları Komutanı General Milne, 17 Şubat 1919 tarihinde Türkiye'den İngiliz Hükümeti'ne gönderdiği bir raporda şöyle övünmüştür:

"9. Ordu Komutanı Yakup Şevki'yi attırdım. Yardımcısı Ali Rıfat Bey'i yakalattım. Batum Tümen Komutanı Mürsel Bey'i tutuklattım..."

 
Mümtazer Türköne’nin Cehaleti (!) PDF Yazdır E-posta

Bu “Cumhuriyet tarihi yalancıları”na cevap vermeye yetişemiyorum doğrusu… Bir yalanlarını cevaplıyorum, derken yeni bir yalanla karşılaşıyorum!..

Bu “cumhuriyet tarihi yalancıları”, Cumhuriyete ve Atatürk’e saldırmak için hiçbir fırsatı kaçırmıyorlar; özellikle Cumhuriyet tarihinin önemli günlerinde, o günlerin coşkusunu azaltmak, o günleri coşkuyla yaşamak isteyen insanların kafasını karıştırmak için hemen harekete geçip yeni “yalanlar” üretiyorlar.

 
Din İstismarı Yapmayan Dindar: İsmet İnönü PDF Yazdır E-posta

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın seçim mitinglerindeki "buram buram din istismarı" kokan konuşmaları, bana, 50 yıl kadar önce DP lideri Başbakan Adnan Menderes'in konuşmalarını anımsattı.

Dün rahmetli Menderes'in, bugün ise -sıkça kendini Menderes'le özdeşleştiren- Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın "ağır dinsel söylemleri", yakın tarihin bir başka ismini, rahmetli İsmet İnönü'yü akla getirmektedir.

 
Artık O Yalanı da Söyleyemeyecekler PDF Yazdır E-posta

Prof. Tarık Zafer Tunaya, "Devrim Hareketleri İçinde Atatürk ve Atatürkçülük" adlı kitabında, “Müdafaa-i Hukuku yaratanlar, Atatürk ve Atatürkçüler değildi. Atatürk Samsun’a çıktığında hareket dernekler kurmuş, kongreler yapmaktaydı” demiştir.

Tunaya’nın bu tezi kısa sürede çok sayıda taraftar bulmuştur. Prof Eric Jan Zürcher ve Prof Bülent Tanör gibi tarihçiler bu teze dayanarak, “Kurtuluş Savaşı’nı Atatürk başlatmamıştır! Atatürk bu mücadeleye sonradan katılmıştır!” demeye başlamışlardır.

 
Daha Fazla İçerik...

Motorcular.com

mini2017kontrol0001881