|
Kaydol
Sinan Meydan
"ATATÜRK DÖNEMİNDE 'KEMALİZM' YOKTU" YALANI VE ATATÜRKÇÜLÜĞÜN İCADI PDF Yazdır E-posta

Cehaletle İhanet Arasında Bir Kavram Kargaşası

20. yüzyılın en etkili asker ve devlet adamlarından biri hiç şüphesiz Atatürk’tür. Atatürk, 1911-1922 yılları arasında aralıksız 11 yıl savaşmış, neyi var neyi yok bu savaşlarda kaybetmiş bir ulusu önce emperyalizmin, sonra da bağnazlığın ve geri kalmışlığın her türlü baskısından kurtarmıştır.

Atatürk’ün ulusal kurtuluş mücadelesi ve bu mücadele sırasındaki stratejileri hiç şüphesiz derin bir aklın ürünüdür. İşte bu akılla şekillen Türk devrimi, Atatürk’ün adından dolayı KEMALİZM olarak adlandırılmıştır.

En yaygın Cumhuriyet tarihi yalanlarından biri, Atatürk’ün sağlığında 'Kemalizm' kavramının kullanılmadığı biçimindedir. Örneğin Hasan Celal Güzel'in bir yazısının başlığı, "Atatürk Kemalist Değildi" şeklindedir. Güzel bu "iddialı" yazısında "Sevgili okuyucular, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Kemal ATATÜRK, kendi adına atfen uydurulmuş suni bir doktrin olan 'Kemalizm'e karşıydı.(...)Efendim, 'Kemalizm', Atatürk döneminin değil, özellikle O’nun vefatından sonra kendi tahakkümlerini ve çıkarlarını gözeten 'Tek Parti Ekibi'nin üretimi olup, Atatürk İlke ve Devrimleri ile CHP’yi özdeşleştirerek Atatürk’ün düşüncelerini dogmatik ve dar kalıplarda dondurmasıyla ortaya çıkarılmıştır..." demiştir. Ne derin analizler ama!!! Oysaki, bırakın Kemalizm kavramının Atatürk döneminde kullanılmadığı yalanını, Atatürk sağlığında “Kemalizm’i”, Türkçe “kale” anlamında KAMALİZM olarak bizzat kullanmıştır.

Atatürk, Cumhuriyeti emanet ettiği gençlere tarihlerini doğru bir şekilde öğretmek için bazı bölümlerini bizzat kaleme aldığı dört ciltlik lise tarih kitaplarında da “Kemalizm” kavramına yer vermiştir. İlk baskısı 1932, ikinci baskısı 1933’te yapılan bu kitapların 4.cildinde Atatürk’ün altı ilkesi açıklandıktan sonra şöyle bir değerlendirme yapılmıştır: “İşte yabancı yazarların Büyük Millet Reisi’nin adıyla ilişkili olarak Kemalizm dedikleri Türk devrim hareketinin temel prensipleri bunlardır. Bu prensiplere dayanan devlet sistemi Türk milletinin tarihine, ihtiyacına, toplumsal bünyesine ve ülküsüne en uygun olduğu kadar, bütün dünyadaki sistemler içinde de en sağlam ve en mükemmel olandır.

Ünlü Türkçülerden Tekinalp (Moiz Kohen) , 1936 yılında Atatürk’ü ve Türk devrimini anlatan “Kemalizm” adlı bir kitap yazmıştır. Tekinalp kitabında Türk devriminden “Kemalist devrim” diye söz etmiştir: “Kemalist devrimin kesin bir gelişime kavuşmasını ve rejimin tam anlamıyla yerleşmesini beklemek gerekiyordu. Cumhuriyet Halk Partisi’nin 1935 Mayısı’nda Ankara’da toplanan dördüncü kongresi dolayısıyla bunun gerçekleştiğini görmek olanağına erdik. Partinin en yetkili yöneticileri, Kemalist devrimin artık en tmel amacına ermiş bulunduğunu ve bundan sonra genel çizgileri artık bütünüyle ve kesin biçimde saptanan yükselişlerle dolu yolda ilerlemekten başka yapılacak bir şey kalmadığını, bu nedenle resmen açıkladılar. Gerçekten de geriye Kemalist rejimin şimdiye değin oluşturduğu yapıtlara bir göz atacak olursak, rejimin gerçek yüzünü, olayların, gerçekleştirilen yapıtların ve elde edilen sonuçların aydınlığı altında kolayca görür ve kavrarız.” 1936 yılında yayınlanan bu kitabı Atatürk’ün okumadığı veya en azından bu kitaptan haberdar olmadığı düşünülemez.

Atatürk’ün en çok inanıp güvendiği kişilerden biri olan Mahmut Esat Bozkurt, ilk defa 1937’de basılan “Atatürk İhtilali” adlı kitabının “ek:15” adlı bölümünde “Kemalizm”den söz ederek, Kemalizm’i diğer akımlarla karşılaştırmıştır: “Kemalizm, Kemalizm ve Komünizm Arasında Ayrılık, Kemalizm ve Milli Sosaylizmin Ayrıldıkları, Birleştirkleri Noktalar, Kemalizm ve Faşizmin Ayrıldıkları Noktalar, Kominizmin Aksak Tarafları…” Mahmut Esat Bozkurt, dünyadaki bütün doktrinlerin en güzel yanları alınarak Kemalizm Doktrini’nin yaratıldığını belirtmiştir.

“Kemalizm” kavramı, 9 Mayıs 1935’te toplanan CHP dördüncü genel kongresi programında da şu şekilde yer almıştır: “Yalnız birkaç yıl içinde değil, geleceği de kapsayan tasarılarımızın ana hatları burada toplu olarak  yazılmıştır. Partinin güttüğü bu esaslar Kamalizm prensipleridir.” Görüldüğü gibi yeni rejim, açıkça “Kemalizm” olarak adlandırılmıştır. Kemalizm, böylece Türk ulusunun geleceğine egemen olan bir ideoloji durumuna gelmiştir. 

Atatürk’ün kendi el yazısıyla 1937’de yazdığı ve “CHP 1939 Program Çalışmaları” başlığıyla yayınlanan bir belgede, “1935 Kurultayınca saptanan fikirler de bu programa alınmıştır. Partinin güttüğü bütün bu esaslar ‘Kemalizm Prensipleridir’…”  ifadesi yer almaktadır.

 
ATATÜRK'E "NEYİ ÖRDÜN?" DİYE DEĞİL, MENDERES'E "NİYE ÖRMEDİN?" DİYE SORMALISIN PDF Yazdır E-posta

ATATÜRK'LE KİLOMETRE YARIŞTIRMANIN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ:

Atatürk: 3.186 km., Erdoğan: 1.085 km: 1/3

Türkiye’de 1923-1950 arasında (satın alınan ve sıfırdan inşa edilen) toplam 7.675 km. demiryolu vardır. Bunun 4.000 km kadarı Osmanlı Devleti'nin yabancılara yaptırmış olduğu hatların satın alınmasından (millileştirilmesinden), 3.186 km'si 1923-1939 arasında, 393 km’si ise 1939-1950 arasında yapılan yeni hatlardan oluşmuştur. Yani 1923-1950 arasında genç Cumhuriyet sıfırdan toplam 3.579 km. demiryolu yapmıştır. Bazı kaynaklara göre bu rakam 3.764 km'dir.

1923-1939 yılları arasındaki 15 yıllık Atatürk döneminde 3.186 km. demiryolu yapılmışken, Atatürk’ten sonraki 73 yılda 2000 km. kadar demiryolu yapılmıştır. Yani Atatürk, tek başına, yokluk ve yoksulluk içinde, üstelik neredeyse tamamı yerli sermaye ile, aralarında AKP'nin de bulunduğu bütün Cumhuriyet hükümetlerinden daha fazla demiryolu yapmıştır.  Hesap ortadadır!...

TCDD’nin verilerine göre 2002-2012 arasındaki 10 yıllık AKP döneminde 1085 km demiryolu inşa edilmiştir. Buna, yüksek hızlı tren yolu da dahildir. Bu nedenle birkaç yıl önce AKP’li Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım partisinin demiryolu politikasını anlatırken şöyle demiştir: “… 1923–1946 arasında bir yılda yapılan demiryolu uzunluğu 128 kilometreydi. 1946–2003 yılları arasında bu oran, yılda 11 kilometreye düştü. 2003'ten sonra, şu anda yılbaşına düşen demiryolu yapımı 107 kilometreye ulaştı. Hala Atatürk döneminin rakamlarına ulaşamadık.'

AKP’li Ulaştırma Bakanı birkaç yıl önce, “Hala Atatürk döneminin rakamlarına ulaşamadık” diyerek özeleştiri yaparken, birkaç yıl sonra (Ağustos 2012) AKP’li Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Atatürk'e, "Neyi ördün! Türkiye’yi demirağlarla biz örüyoruz!” demiştir.

3.186 km'ye karşılık 1085 km... ERDOĞAN, bütün imkanlarına karşın 10 yıllık iktidarında ancak ATATÜRK'ün 1/3'i kadar demiryolu inşa etmiştir. Buna rağmen "Neyi ördün?" diyerek Atatürk'ün demiryolu başarısını küçümsemiştir.

Ancak bir Türkiye Cumhuriyet'i vatandaşı olarak, Türkiye Cumhuriyeti başbakanından beklentim, savaştan yeni çıkmış, bin bir sorunla mücadele etmek zorunda kalarak kurulan bir ülkeyi "demirağlarla ören" Atatürk'ün "hakkını vermesi" ve Atatürk'ün vasiyeti doğrultusunda "demiryolu seferbeliğini" çağın gerektirdiği şekilde devam ettirmesidir.

AKP ve BAŞBAKAN "demiryolları" konusunda eleştirecek birilerini arıyorsa 1946'dan sonraki ABD eksenli politikaları ve özellikle de 1950'de ABD istekleri doğrultusunda "demiryolu politikasını" tamamen terk edip karayolu poltikasını benimseyen MENDERES'i ve DP'yi eleştirmelidir. (1) Nitekim 1950-1960 DP döneminde Türkiye'de neredeyse hiç demiryolu yapılmamıştır.

Bu nedenle Başbakan, "Neyi ördün?" sorusunu "Niye örmedin?" biçiminde Menderes'e sormalıdır. İşte o zaman bu soru anlam kazanacaktır.

Görülen odur ki, MENDERES'i kökleri olarak gören BAŞBAKAN ERDOĞAN, ona toz konduramadığı için suçu yine her zaman yaptığı gibi TEK PARTİ dönemine (ATATÜRK'e ve İNÖNÜ'ye) atma yoluna gitmiştir. 

Ne diyebilirim ki: AH BAŞBAKAN AH!..

(1) 1946’dan itibaren Amerikan emperyalizminin kontrolüne giren Türkiye, 1947 yılında ulaşım politikasını değiştirmeye başlamıştır. ABD’nin 1947 yılında Türkiye’ye yapacağı askeri ve ekonomik yardım programında “yol” konusu da yer almıştır. Bu çerçevede ABD FEDERAL KARAYOLU TEŞKİLATI (Federal Bureau of Public Roads) Genel Müdür Yardımcısı H.G.Hilts başkanlığında bir uzaman grubu Türkiye’ye gelerek yaptıkları incelemeler sonunda “Hilts Raporu” adıyla bir rapor hazırlayarak Nafıa Vekaletine sunmuşlardır. Hilts Raporu’nda, Atatürk’ün “Demirağ Projesi” eleştirilerek karayolunun çok daha iyi bir ulaştırma yöntemi olduğu iddia edilmiştir.  Raporda ayrıca demiryolunun doğu illerine ulaştırılması dışında önemli bir ihtiyaç olmadığı belirtilmiştir.  Bir zamanlar Rusya, kendi çıkarları açısından Osmanlı Devleti’nin doğu bölgelerine demiryolu yapmasını istemezken, şimdi ABD yine kendi çıkarları açısından Türkiye Cumhuriyeti’nin sadece doğuya demiryolu yapmasını istemektedir. Çünkü ABD, Rusya ile muhtemel bir savaşta Türkiye’nin Rusya’ya yakın doğu bölgelerine giden demiryollarına ihtiyaç duyacaktır. 1950’den itibaren Türkiye’de “Hilts Raporu” doğrultusunda Atatürk’ün “Demirağ Projesi” rafa kaldırılarak, “Karayolu Projesi” hayata geçirilmiştir. Burada, Atatürk döenminde demiryollarının yapımında büyük emek harcayan İnönü'nün, Atatürk'ün yokluğunda, 1946'dan sonra ABD etkisiyle demiryolu poltikasını ikinci plana atmış olması da eleştirilmesi gereken bir konudur.

Sinan MEYDAN, 28.8.2012

 
EMPERYALİST DEMİRAĞLARDAN MİLLİ DEMİRAĞLARA PDF Yazdır E-posta

ATATÜRK’TEN BAŞBAKAN’A YANIT:  “Neyi mi Ördüm? Göstereyim!”

Bildiğiniz gibi daha önce Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın İsmet İnönü Dersim’de katliam yaptı!” ve “Tek Parti Döneminde camiler kapatıldı! Ahır yapıldı!” gibi iddialarına belgeli yanıtlar vermiştim.(1) Başbakan şimdi de 10. Yıl Marşı’nda geçen “Demirağlarla ördük anayurdu dört baştan” ifadesini kastederek, “Neyi ördün! Türkiye’yi demirağlarla biz örüyoruz!” iddiasında bulundu. Peki ama gerçekten öyle mi? Şimdi de Başbakan’ın bu son iddiasına yanıt vermek istiyorum:

Lafı fazla uzatmadan öncelikle Başbakan’a, genç Cumhuriyet’inNeyi ördüğünügöstermek istiyorum.
İşte 1923-1950 yılları arasında (Atatürk ve İnönü döneminde) Türkiye’de örülen demirağlar (2): 

A.   DEVLETİN YAPTIĞI HATLAR

1.  Ankara-Sivas Hattı
2.  Samsun-Sivas Kalın Hattı
3.  Kütahya-Balıkesir Hattı
4.  Ulukışla-Kayseri Hattı
5.  Fevzipaşa-Diyarbakır Hattı
6.  Filyos-Irmak Hattı
7.  Yolçatı-Elazığ Hattı
8.  Afyon-Karakuyu ve Baladız-Burdur Hattı
9.  Bozanönü-Isparta Hattı
10.  Sivas-Erzurum Hattı
11.  Malatya-Çetinkaya Hattı
12.  Diyarbakır-Kurtalan Hattı
13.  Elazığ-Genç Hattı
14.  Köprüağzı-Maraş Hattı
15.  Narlı-Antep-Karkamış Hattı
16.  Filyos-Zonguldak-Kozlu Hattı
17.  Hadımköy-Kurukavak Hattı
18.  Selçuk-Çamlık Varyantı
19.  Tavşanlı-Tunçbilek Hattı
20.  İstasyon-Malatya Hattı
21.  Erzurum-Hasankale Hattı

B. ŞİRKETLERİN YAPTIĞI HATLAR:

1. Ilıca-Palamutluk Hattı
2. Samsun-Çarşamba Hattı

C. YABANCILARDAN SATIN ALINAN HATLAR

1. Anadolu ve Mersin-Adana Hattı
2. Mudanya-Bursa Hattı
3. Samsun-Çarşamba Hattı
4. İzmir-Kasaba ve Temdidi Hattı
5. İzmir-Aydın Hattı
6. Şark Demiryolları
7. Ilıca-Palamutluk Hattı
8. Bağdat Demiryolları

D. RUSLARDAN KALAN HATLAR

  • 1. Hasankale-Sarıkamış-Sınır Hattı

1950 yılında Türkiye’de 3579 km’si yeni yapılan, 3840 km’si yabancı şirketlerden alınan ve 256  km’si Ruslardan kalan toplam7675 km demiryolu vardır. (3)

İşte Atatürk’ün demirağlarla ördüğü savaş yorgunu Türkiye:

1923-1950 arasında Türkiye'nin demiryolları

 
ATATÜRK'ÜN MAL VARLIĞI KONUSUNDAKİ YALANLARA YANIT PDF Yazdır E-posta

Yalan Makinesi Gibi

Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlığını hayat biçimi haline getirmiş, Atatürk ve cumhuriyet düşmanlığı ile ürettiği tarihi yalanlarla geçimini sağlayan cemaatin kadrolu tarihçisi (?) bugüne kadar ürettiği onca tarihi yalana son olarak “Atatürk’ün mal varlığı” yalanını da ekledi. Ona göre "Atatürk mal varlığını gayri meşru yollardan elde etmiş! Aslında bu mal varlığını hazineye bağışlamak istememiş! İsmet İnönü’nün zorlamasıyla hazineye bağışlamış!" Mış mış da mış mış!... (Bkz.Çok-konusulacak-Ataturk-iddiası)

Malum! Bütün bu iddiaları da daha öncekiler gibi KOCAMAN BİR YALAN! En hafifiyle ÇARPITMA!

Ancak bu yalan, biraz aklı başında ve biraz da Atatürk’ü ve yakın tarihi bilen birinin söyleyebileceği türeden bir yalan da değil doğrusu! Çok mantık dışı bir yalan! Ben bu yalan makinesinin daha mantıklı yalanlarını da görmüştüm!

Çanakkale kahramanı, Muş ve Bitlis’in kurtarıcısı, Kurtuluş Savaşı’nın örgütleyicisi ve Başkomutanı, emperyalizmi dize getiren ilk Doğulu ve çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu olan Atatürk, yaşadığı dönemde Türkiye’de mala, mülke, eve, çiftliğe, paraya hiç ihtiyacı olmadan hayatını krallar gibi sürdürebilecek bir SAYGINLIKTA ve SEVİLİRLİKTE bir liderdir. Atatürk’ün cebinde beş parası, yatacak yeri olmasa bile milletinin onu el üstünde tutacağı çok açık bir gerçektir.  Nitekim neredeyse gittiği her yerde ona bir ev, köşk hediye edilmiştir. Atatürk’ün mala, mülke ve paraya ihtiyacı olmadığı gibi, üstelik annesi, babası yakın akrabaları (kız kardeşi Makbule Hanım dışında) ölmüş, çocukları da olmadığı için mal mülk, servet edinip buları akrabalarına miras bırakması gibi bir durum da söz konusu değildir.

Atatürk'ün Örnek Çiftlikler Projesi

Atatürk yokluk, yoksulluk ve parasızlık içinde bir Kurtuluş Savaşı verip, ardından yeni bir devlet kurmanın ne demek olduğunu çok iyi bildiği için, hem o zamanki halka, hem gelecek nesillere örnek olması amacıyla ÖRNEK TARIM, HAYVANCILIK VE SANAYİ PROJELERİ geliştirmiştir. (Bkz. Sinan Meydan, Akl-ı Kemal, “Atatürk’ün Akıllı Projeleri, 2 Cilt, İnkılap Yayınları, İstanbul, 2011). Bu projelerin en önemlisi ATATÜRK’ÜN ÖRNEK ÇİFTLİKLER PROEJESİ’dir. Atatürk, Türkiye’nin çağdaşlaştırmıştı köyden, köylüden başlatılması gerektiğine inandığı için “Köylü milletin efendisidir” demiş ve bu doğrultuda köylüye örnek oluşturmak amacıyla modern tarım ve hayvancılık yöntemlerinin uygulandığı ÖRNEK ÇİFTLİKLER kurmuştur. Akl-ı Kemal’in I. cildinde anlattığım gibi Atatürk sonradan hazineye bağışladığı birçok örnek çiftlik kurmuştur: Ankara Orman Çiftliği (Orman, Yağmurbaba, Balgat, Macun, Güvercinlik, Tahar, Etimesut, Çakırlar çiftlikleri)  Yalova’da Millet ve Baltacı çiftlikleri, Silifke’de Tekir ve Şövalye çiftlikleri, Dörtyol’da portakal bahçesi ile Karabasamak Çiftliği, Tarsus’ta Piloğlu Çiftliği.... Atatürk, bazen parasını vererek aldığı, bazen de kendisine bağışlanan bu çiftlikleri işletip para kazanmak değil, bu çiftliklerde modern tarım, hayvancılık ve hatta sanayi uygulamaları yaparak Türk halkına Türk köylüsüne örnek olmak istemiştir.

Atatürk, Anadolu’nun  her yerinde tarım ve hayvancılık yapılabileceğini göstermek için önce Ankara’nın en bataklık, en kötü yerinde Gazi Orman Çiftliği’ni kurdurarak işe başlamıştır. Bu işle bizzat ilgilenmiş, çiftlik inşası sırasında fırsat bulabildiğinde çiftliğe giderek çalışmaları çok yakından izlemiştir. Daha sonra da Yalova, Mersin gibi birçok yerde birçok ÖRNEK ÇİFTLİKLER edinip işletmiştir. Atatürk, bu örnek çiftliklerin, hem modern tarım, hayvancılık ve sanayi yapılan yerler olmasını, hem de ağaçlandırılarak adeta yeşil bir cennete dönüştürülmesini istemiştir. Bu amaçla örneğin Ankara’daki Gazi Orman Çiftliği’ne her yıl 50.000 ağaç diktirmiştir. Burada tarım ve hayvancılık yaptırmış, fabrikalar kurdurmuş, hatta BİYOYAKIT kullanımı konusunda bile çalışmalar yaptırmıştır.

Atatürk, her konuda olduğu gibi tarım, hayvancılık, sanayi ile iç içe geçmiş yeşil bir çevre konusunda da milletine örnek olmak istemiş, bu konuda da milletine elle tutulur bir şeyler bırakmak istemiştir. Örneğin, milletine doğa ve ağaç sevgisi konusunda örnek olmak için Yalova Çiftliği’ndeki köşkünü, sırf yanındaki bir çınar ağacının dallarını kesilmekten kurtarmak için, altına ray döşetip birkaç metre  kaydırmıştır. O günden sonra bu köşkün adı “Yürüyen Köşk” olmuştur.

Atatürk’ü düşünsenize! Bütün ömrü milleti için mücadele etmek uğrunda cephelerde geçmiş. Önce emperyalizmle ve yerli işbirlikçilerle, sonra da kendi ifadesiyle“kavrama sınırları biten” bazı arkadaşlarının muhalefetiyle, değişime karşı gelen kitlerle mücadele ederek tam bağımsız ve çağdaş bir devlet kurmuştur. Daha önce de belirttiğim gibi ne yapsın malı mülkü? Gittiği her yerde zaten krallar gibi ağırlanmaktadır. El üstünde tutulmaktadır. Hiçbir yerde kendisine para ödetilmemektedir! En güzel köşklerde, evlerde yatırılmaktadır. En güzel yiyecekler ikram edilmektedir kendisine! Milletinin kalbinde çok özel bir yeri olan Atatürk, üstelik çocukları, yakınları da olmadığına göre bu Çiftlikleri, malı, mülkü ne  yapacaktır. Tabi ki milletine, milletini kalkındırmak için kurduğu Halk Partisi’ne, yine milletinin tarihini ve dilini araştırması için kurduğu Tarih ve Dil Kurumlarına bırakacaktır. O da öyle yapmıştır. Yani, yalan makinesi tarihçimizin “Atatürk çiftliklerini İsmet İnönü'nün zoruyla hazineye bağışladı” iddiası kendiliğinden çürümektedir.

"Çiftlikleri Hangi Kuruma Bıraksam" Tartışmasından Bir Yalan Üretmek

Atatürk, bu çiftlikleri mezara götürmeyecekti herhalde! Bu çiftlikleri ne amaçla kurup, ne amaçla işlettiğini de bildiğimize göre Atatürk, tabi ki bilerek, isteyerek ve hatta önceden planlayarak bu çiftliklerini ölmeden önce milletine bağışlamıştır! Bu sırada tabi ki İsmet İnönü başta olmak üzere yakın dostlarıyla bu konuyu konuşmuştur. "Çiftlikleri hangi kuruma bırakırsak, çiftlikler geliştirilerek işletilir ve millet bu çiftliklerden daha iyi yararlanır? sorusuna yanıt aramıştır. Nitekim önceleri çiftlikleri Halk Partisi’ne bırakmayı düşünmüştür. Halk Partisi’nin halkın yararına olarak çiftlikleri işletmesini planlamıştır, ama daha sonra halkın çiftliklerden daha iyi yararlanması için çiftliklerini doğrudan hazineye bağışlamayı uygun görmüştür. Yalan makinesi tarihçimiz, Atatürk'ün "Çiftlikleri hangi kuruma bırakırsak halkın yararına olarak daha iyi işletilir sorusuna" yanıt ararken İsmet İnönü'nün görüşü doğrultusunda karar alıp çiftliklerini hazineye bırakmasını, "Atatürk'ü İsmet İnönü ikna etti! Atatürk çiftliklerini hazineye bırakmak istemiyordu! Atatürk, çiftlikler zarar ettiği için hazineye bağışladı" biçiminde çarpıtmıştır. İşin ilginç yanı, Atatürk'e saldırmak için İsmet İnönü'yü kullanan yalan makinesi tarihçimiz aslında iflah olmaz bir İsmet İnönü düşmanıdır. Her fırsatta İsmet İnönü'ye saldırn bu yalan makinesi tarihçimiz, örneğin İsmet İnönü'nün Kurtuluş Savaşı'na katılması için "bohçalanarak" Anadolu'ya gönderildiğini iddia etmiş ve  son olarak İsmet İnönü'yü "cami düşmanı" olmakla suçlamıştır.

 
CEHALETTE BOĞULUP SITMADAN ÖLMEDİYSEK EĞER BUNU ONA BORÇLUYUZ PDF Yazdır E-posta
Cuma, 28 Ekim 2011 21:21

Atatürk'ün Cumhuriyet Mucizesinin Bilançosu

Bugün Cumhuriyetimizin 88. yıldönümü. Türk insanının "padişahın kullarından" "özgür bireyler" haline getirilmesinin, kadının "köle" durumundan kurtarılıp erkekle "eşit" kılınmasının, aşağılanan, dışlanan Türklere kimliklerinin ve kişiliklerinin yeniden hatırlatılmasının, "akıl" ve "bilim"in gücünün vurgulanmasının, kısaca bu milletin yeniden insan onuruna yakışır biçimde yaşamaya başlamasının 88. yıldönümü. Kutlu olsun!

Cumhuriyet Devrimi (Kurtuluş Savaşı ve sonrasındaki yenilikler) Atatürk’ün kafasında ilk gençlikten beri biçimlenen, tecrübeyle, bilgiyle harmanlanan, zaman içinde olgunlaşan ve yeri ve zamanı geldikçe aşama aşama düşünceden uygulamaya geçirilen bir uygarlık projesidir.

Atatürk, 1918’de I. Dünya Savaşı’ndan 550.000 kayıpla çıkan, Mondros Ateşkes Antlaşması’yla orduları dağıtılan, ağır silahları elinden alınan, tünelleri, demiryolları, tersaneleri, yer altı ve yer üstü zenginlikleri, telgraf hatları ele geçirilen, bu da yetmezmiş gibi elindeki son toprakları da emperyalistlerce işgal edilen, kapitülasyonlar altında ezilen, sanayileşmemiş, aşiret ve tarikat kıskacında, aydınlanmamış, geri kalmış yıkık ve perişan bir ülkeyi önce bağımsız sonra çağdaş bir ülke haline getirmeyi başarmıştır.

Yoksul, perişan, cahil, yılgın, moralsiz ve emperyalizmle kuşatılmış ve kışkırtılmış bir topluluktan önce bir “birlik”, sonra bir “ordu” sonra da bir “millet” yaratmıştır.

Atatürk, 1921 yılında TBMM'de emperyalist ve kapitalist Avrupa’ya, “Biz tüm ulus olarak bizi mahvetmek isteyen emperyalizme karşı ve bizi yutmak isteyen kapitalizme karşı bütün ulusça savaşan insanlarız” diyerek baş kaldırmış ve kazanmıştır.

Böylece dünyada ilk kez bir adam ve o adama inana bir millet, eli kanlı emperyalizmi dize getirmiştir.

Bu büyük başarı Atatürk’ü ve Türk milletini ezilen-sömürülen Doğu’nun bağımsızlık sembolü haline getirmiştir. İslam dünyasına göre o, Hıristiyan emperyalizmini dize getiren “ALLAH’IN KILICIDIR”

Prof. Arnold Tyonbee, bu gerçeği şöyle ifade etmiştir: “Türk ulusu kendisi için savaşırken aynı zamanda yoksul ülkelerin de savaşını vermiştir. Kendisine karşı kabaran sel sularını Ankara kapılarında durdurarak İzmir’e, Trakya’ya, İstanbul’a doğru süren Türklerin başlattığı yeni akım belki de Irak, Suriye, Filistin, Mısır, Tunus, Cezayir ve Hindistan’a dek etkisini sürdürecek ve bu ülkeleri kaplayan Batı selini sürükleyip götürecektir.”

Atatürk, emperyalizmin ezberini bozan ilk ve tek doğuludur: Önce yetersiz insan gücü, yetersiz silah ve cephane, yetersiz bilgi, yetersiz para ve yetersiz moral gücüyle  sanayileşmiş, bilgili, zengin ve şımarık emperyalizmi yenmiş; sonra da ortaçağ kalıntısı, geri kalmış, yoksul, bağımlı, bilgisiz ve sağlıksız bir “ümmet” imparatorluğundan çağdaş bir “ulus” yaratmıştır.     

Atatürk, hiç abartısız önce bir vatan, sonra bir millet sonra da bu vatanda bağımsız yaşayacak millete çağdaş (uygar) bir gelecek hazırlamıştır.

Dünyanın hiçbir döneminde ve hiçbir yerinde bir millet için bu kadar çok olumlu şey yapan başka bir lider daha yoktur.

Özetlemek gerekirse Atatürk bu milleti iki kere kurtarmıştır: İlk kurtuluş; akılla-silahla-imanla-cesaretle- kazandığı Kurtuluş Savaşı, ikinci kurtuluş ise; akılla-kalemle-bilgiyle-azimle kazandığı Uygarlık Savaşı’dır.

Elimizde Yokluk ve Yoksulluk Var İsmet

Atatürk, cumhuriyetin ilanından bir gün sonra 30 Ekim 1923’te İsmet Paşa’yı köşke davet ederek, ona ülkenin içinde bulunduğu durumu, Osmanlı’dan devralınan mirası anlatmıştır. Atatürk sözlerine, “Bize  geri,  borçlu, hastalıklı bir vatan miras kaldı. Yoksul bir köylü devletiyiz…” diye başlamıştır.

Atatürk çok haklıdır….

Osmanlı’dan Cumhuriyete kalan miras, işgal altında bir vatan, bolca dış borç, yoksulluk, yoksunluk ve bir de bağnazlıktır.

Çarşamba, 11 Temmuz 2012 13:57 tarihinde güncellendi
 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 Sonraki > Son >>

Sayfa 3 - 4

Motorcular.com

mini2017kontrol0001881